İran, bütün dış baskılara ve iç sorunlarına rağmen, kendisini hem siyasi hem de stratejik olarak siyonist israile karşı konumlandıran tek devlet olarak ortada durmaktadır. Yıllardır israilin bölgesel hesaplarını bozan ciddi adımlar atmıştır. Bunun yanında, hiçbir zaman Amerika’ya teslim olmamış bir ülke olarak da bilinmektedir.

İran bu tavrını sürdürdüğü müddetçe israilin hesapları hep askıda kalacaktır. Özellikle İran’ın her an nükleer silah kapasitesine sahip olma ihtimali, onları uykusuz bırakmaktadır. Trump’ın derdinin İran halkının taleplerinin karşılanması olmadığı herkesçe bilinmektedir. Onun asıl derdi, şimdiye kadar Amerikan emperyalizmine itiraz eden ve siyonist israil için hayati bir tehdit oluşturan İran’ı hizaya getirmektir.

Çünkü İran düşerse, tüm bölge etkilenecek ve emperyalist güçlerin at koşturacağı alan daha da genişleyecektir. Başını ABD’nin çektiği emperyalist güçlerin, “insan hakları” diyerek müdahale ettikleri her ülkede geride bıraktıkları manzara bellidir: parçalanmışlık ve kaos.

Libya’da olanlar…
Irak’ta olanlar…
Suriye’de olanlar…

Özgürlük ve demokrasi naralarıyla gelenler, günün sonunda petrol kuyularının başında nöbet tutan şirketlere ve kendilerine itaat eden yöneticilere alan açmıştır. Özgürlük adına gelenler, o ülkelerin bütçesini, ordusunu, hatta kültürünü bile ellerinden almıştır.

Şimdi de aynı senaryoyu İran’da uygulamaya çalışmaktadırlar. Orada CIA ve MOSSAD ajanlarının cirit attığını, eylemlere zemin hazırladıklarını bilmeyen yoktur. Netanyahu’nun kadim dostu, devrik İran Şahı’nın oğlunun da bu oyunun aktörleri arasında yer alması, meseleyi daha anlaşılır kılmaktadır.

Bugün bu tehlike sadece İran için değil, tüm bölge ülkeleri için ciddi bir uyarı niteliği taşımaktadır. İran’ın toprak bütünlüğü ve iç huzuru, yalnızca İran için değil, bölgenin geleceği açısından da hayati önemdedir.

Bir bölgede yerinden oynayan ve yuvarlanan bir taş, sadece bulunduğu alanı etkilemez; etrafındaki birçok dengeyi de bozar. Bugün Suriye, bu gerçeğin en somut örneğidir. Bu nedenle İran düşer ve parçalanırsa, haritalar yalnızca İran’da değişmez. Oluşacak dalga, başta Türkiye olmak üzere tüm bölge ülkelerini etkileyecek güçtedir.

Türkiye, yıllardır Suriye ve Irak’taki karışıklıkların yükünü taşımaktadır. İran’da yaşanabilecek bir istikrarsızlık ise Türkiye üzerinde çok daha ağır bir baskı oluşturacaktır. Bugün küçük hesapların peşine düşüp “İran zayıflasın” diyenler, aslında derin bir stratejik körlük yaşamaktadır.

Başta Türkiye olmak üzere, parçalanmış; etnik ve mezhepsel kamplara bölünmüş bir coğrafya hiç kimsenin menfaatine değildir. Bu nedenle İran’ın düşmesi meselesi yalnızca bir iç sorun değil, bölgesel ölçekte bir anahtar meseledir.

Sonuç olarak; bugün İran’ın hedef tahtasına konulması ve orada yakılmak istenen ateş, başta siyonist israilin emellerine ve “büyük şeytan Amerika’ya” hizmet etmektedir. Bölgenin huzuru açısından ise tam anlamıyla bir girdaptır. O ateşe alkış tutanlar, yarın o ateş kendi evlerine sıçradığında, iş işten geçmiş olacaktır.