CHP içindeki çatlaklar ve bölünme tartışmalarının yoğunlaştığı bu dönemde, PKK, Kandil ve siyasi uzantıları olan DEM Parti içerisindeki görüş ayrılıkları kamuoyunda yeterince konuşulmuyor. Oysa özellikle sosyal medyada belirginleşen tartışmalar, örgüt tabanında ciddi bir fikir ayrışmasının yaşandığını gösteriyor. Bu durum bir yandan tabanda kafa karışıklığı oluştururken, diğer yandan farklı kesimlerin kendi taraflarını belirlemelerine yol açıyor.

Bugün ortaya çıkan ayrışmanın üç ana eksende şekillendiği görülüyor:

1-Öcalan çizgisini benimseyenler,

2-Kandil yönetimini esas alanlar,

3-Demirtaş'ın siyasal kimliğini destekleyenler.

Bu tartışmaların görünürdeki nedeni, "Terörsüz Türkiye" süreci ve Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısı olsa da asıl sebep, Pkk'nın silahlı kapasitesinin büyük ölçüde zayıflamış olmasıdır. Yıllarca örgütün farklı yapıları ve farklı düşünen siyasi aktörleri silahlı yapının gölgesinde hareket etmek zorunda kalmış, bu da örgüt içindeki ayrılıkların görünür olmasını engellemiştir.

Ancak güvenlik teknolojilerindeki gelişmeler ve devletin terörle mücadelede elde ettiği üstünlük nedeniyle Pkk'nın hem kırsalda hem de şehirlerde eylem yapabilme kapasitesi büyük ölçüde zayıflamıştır. Silahlı etkinliğin zayıflamasıyla birlikte örgüt içindeki farklı sesler de daha görünür hâle gelmeye başlamıştır. Eğer çözüm süreci sonucunda Pkk tamamen silahsızlanırsa, bu muhalif seslerin daha da güçlenmesi ve örgüt içinde daha belirgin ayrışmaların yaşanması kaçınılmazdır. Bu, uzun vadede farklı siyasi oluşumların ortaya çıkmasına kadar uzanabilecek sonuçlar doğurur.

Nitekim "Terörsüz Türkiye" sürecinin nasıl yürütülmesi gerektiği konusunda bile örgüt içinde tam bir mutabakatın bulunmadığı görülmektedir. NATO zirvesinin konuşulduğu bu günlerde Abdullah Öcalan, çözümün Türkiye sınırları içinde aranması gerektiğini ifade ederken, Kandil kanadından uluslararası aktörlerin sürece dâhil edilmesine yönelik çağrılar gelmiştir. Buna karşılık DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan'ın, Kürt meselesine NATO'nun müdahil olması yönündeki yaklaşımları eleştirmesi de bu görüş ayrılıklarını net olarak ortaya koymaktadır. Bu tablo, örgüt ve siyasi çevresi içerisinde ortak bir çizgiden ziyade farklı eğilimlerin güç kazandığını göstermektedir.

Öte yandan, özellikle sosyal medya platformlarında Abdullah Öcalan ile Selahattin Demirtaş'a yakın olduğu bilinen hesaplar arasındaki tartışmalar dikkat çekmektedir. Bazı kullanıcıların Abdullah Öcalan'a "Apo" yerine "Xapo" şeklinde hitap etmeleri de bu ayrışmanın sembolik örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Demirtaş'ın siyaset merkezli kimliği ile Öcalan'ın örgütsel ve tarihsel konumu arasındaki farklılıklar, tabandaki ayrışmayı daha görünür hâle getirmektedir.

Esasında bugün yaşananlar yeni değildir. Yıllar boyunca örgüt içindeki farklı görüşler büyük ölçüde silahlı yapının oluşturduğu baskıyla bastırılmış, muhalif görülen isimler çeşitli yöntemlerle tasfiye edilmiştir. Silahlı etkinliğin azalmasıyla birlikte bu baskının zayıflaması, öteden beri var olan fikir ayrılıklarının daha açık şekilde ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Korku ortamının çözülmesiyle birlikte Pkk ve siyasi çevresinde yeni bölünmelerin yaşanması kaçınılmazdır.

Sonuç olarak, Pkk ve onun siyasi uzantıları, çözüm sürecinin etkisiyle önemli bir ideolojik ve örgütsel dönüşüm sürecinden geçmektedir. Bugün daha çok tartışma düzeyinde görülen bu ayrışmaların, kısa vadede fikir çatışmaları olarak devam etmesi; uzun vadede ise daha somut örgütsel ve siyasi bölünmelere dönüşmesi kesindir.