ABD ve siyonist israilin İran’a yönelik saldırıları, başlangıçta bazı Körfez ülkeleri tarafından desteklenmişti. Bu ülkeler, kendi topraklarının ve hava sahalarının kullanılmasına izin vererek operasyona dolaylı katkı sundular. Buna karşılık İran ise, bölge genelindeki stratejik ABD ve siyonist israil hedeflerine yönelik dalgalar hâlinde başarılı misillemeler gerçekleştirdi.
Büyük Şeytan ABD ve siyonist israilin “Yeni bir Ortadoğu” inşa etme hayaliyle başlattığı İran operasyonu, aslında elli yıllık Amerikan şemsiyesini ve petro-dolar düzenine dayalı sadakati derinden sarstı. İran’ın karşı hamleleri yalnızca savaş sahasındaki dengeleri değil, küresel güç fay hatlarını da değiştirdi. Özellikle Körfez ülkelerinin, hem ABD’ye hem de siyonist israile bakışını ciddi biçimde etkiledi.
Bu süreçte Körfez ülkeleri, ABD şemsiyesinin artık güvenli bir liman olmadığını anlamaya başladı. Aslında bu savaşın, İran’dan çok Körfez ülkelerini değiştirdiğini söylemek mümkündür.
İran’ın, ABD ve siyonist israilin beklentilerinin ötesinde bir direnç göstermesi; Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve Körfez’deki ABD üslerini hedef alması bölgede yeni bir bakış açısını beraberinde getirdi. Özellikle İran’ın füze menzili içinde bulunan ABD müttefikleri artık çok daha büyük bir endişe taşıyor. Bu nedenle herkes yeni bir güvenlik arayışına girmiş durumda.
ABD ise bu tabloyu fark edince, müzakere yoluyla bir algı operasyonu oluşturarak süreci kendi lehine çevirmek istedi. Savaşın kırkıncı gününde İslamabad’ın arabuluculuğunda geçici bir ateşkes yürürlüğe girdi. Ancak Washington ile Tahran arasında yapılan ilk tur görüşmeler, ABD’nin aşırı talepleri nedeniyle sonuçsuz kaldı. İran, bu süreçte tuzağa düşmedi ve Washington’un dayatmalarını reddetti.
ABD, her anlaşmazlıkta İran’a psikolojik baskı uygulayarak savaşı kendi lehine çevirmeye çalıştı. Son olarak deniz ablukası girişimiyle de İran’ı istediği noktaya getiremedi. Bu durum ise Körfez ülkelerinin endişelerini her geçen gün daha da artırdı.
Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, daha önce “İbrahim Anlaşmalarını” imzalayarak büyük bir hata yaptıklarını bugün daha iyi anlıyorlar. Şimdi işin ciddiyetini daha net görüyor ve muhtemel bir İran-ABD anlaşmasında, İran’ın bu savaştan daha güçlü çıkacağını kendileri de fark ediyorlar. Bu nedenle İran’ın zayıflatılması için ABD’ye her türlü desteği vermeye hazır bir görüntü çiziyorlar.
Buna karşılık Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt ise sürecin ciddiyetini daha erken kavrayarak Bahreyn ve BAE’den farklı bir pozisyon aldılar. Bu ülkeler, ABD ile İran arasındaki müzakereleri destekliyor. Özellikle Suudi Arabistan’ın tutum değişikliği dikkat çekiyor. Daha önce desteklediği ABD politikalarından ciddi bir pişmanlık duyduğu görülüyor.
Sonuç olarak, ABD-İran savaşı, İran’daki rejimi değiştirmedi; ancak Körfez ülkelerinin tutumlarını köklü biçimde değiştirdi. Yenidünya düzeninde ve Körfez siyasetinde bu savaş artık bir milat olarak görülüyor. Bu milat, aynı zamanda ABD ve siyonist israilin bölgedeki etkisinin zayıflaması şeklinde okunuyor.