Uluslararası normları gözeterek(!) anlamlı bir istikrar getirmek adına küresel güvenlik sorunlarına çözüm bulma amacıyla her yıl 13-15 Şubat tarihlerinde Münih’te çok önemli bir konferans düzenleniyor. Bu yıl sürprizlerle dolu bir trafik yaşandı.
Konferansta birçok ülkeyi temsilen başkanlar, bakanlar ve bürokratlar güvenlik meselelerini masaya yatırıp, ikili görüşmelerle ulusal güvenliklerini ilgilendiren konuları paylaştılar.
Bu yılki konferansa Türkiye'yi temsilen MİT Başkanı İbrahim Kalın ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek katıldı.
Bu konferansın tüm dünyayı ilgilendiren bir yönü olduğunu unutmamak gerekir.
Nitekim 2007’deki konferansta Putin’in meşhur konuşması ileriki yıllarda yaşanacaklara projeksiyon olmuştu.
Konferansın açılış konuşmasını yapan Almanya Başbakanı Friedrich Merz; kurallara dayalı dünya düzeninin "artık var olmadığını" ABD ile Avrupa'nın arasının açıldığını ve Fransa ile nükleer caydırıcılık konusunda iş birliği başlatmak üzere görüşmelerin başladığını belirterek çok önemli noktalara parmak bastı.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer de Rusya-Ukrayna savaşına değinerek Avrupa için silahlanma ve gerekirse savaşmaya hazır olmaları gerektiğini vurguladı.
4 Şubat’ta beklenmedik bir açıklama ile gündeme gelen Macron “Artık ABD’nin ne kadar ileri gidebileceğini tahmin edemezsiniz” ifadelerini kullanmış; “Avrupa’nın kendi güvenliğini ve ekonomik geleceğini güvence altına almak için acil adımlar atması gerekir aksi halde, “hiçbir adım atmazsak Avrupa 5 yıl içinde yok olacak” uyarısında bulunmuştu.
Şimdi Münih Konferansında yapılan görüşmeler, ABD Dış İşleri Bakanı Rubio’nun ılımlı yorumları, AB liderlerinin endişelerini dile getirip tedbir olarak silahlanmayı ve ordu kurma kararları AB’nin ömrünü uzatmaya yönelik hamleler olarak okunabilir.
Münih’teki bunca uyarı ve şok söylemlere rağmen PKK’nın gündeminde SDG’ye açılan alanda yaptığı şov var.
Konferansa Suriye’den Şam Yönetimi heyeti olarak Dış İşleri Bakanı Şeybani ve beraberindekiler katılmasına rağmen birçok görüşmede hemen yanı başında Mazlum Abdi’nin görülmesi ilginç bir kare oldu!
SDG adına heyet olarak Mazlum Abdi ve (SDG’nin Dış İşleri Sorumlusu olarak tanınan) İlham Ahmed konferansa davet edildi.
Münih’e Kuzey Irak Kürdistan’ının girişimleri ve Batılı bazı aktörlerin davetleri üzerine katılan ikili burada bazı görüşmelerde bulunarak arz-ı endam ettiler.
Şeybani’yle birlikte ABD Dış İşleri Bakanı Rubio ile yapılan görüşmeye katılan SDG’liler daha sonra ABD’li Senatörlerle bir görüşme yapıyor, arkasından Macron’la eski dost tadında sarılarak görüntü sunuyor, basına çeşitli demeçler veriyorlar...
İlk defa kravat ve takım elbise ile ekranlara çıkan Abdi’nin abartılı gülüşüyle poz vermesi bazı ezberleri bozma açısından ilginç bir görüntü.
Zafer kazanmış komutanlar edasıyla toplantılara katılan bu ikilinin aslında neyin başarısıyla böyle serotonin (mutluluk hormonu) salgıladıkları merak konusu oldu.
Ha! Dense ki ‘Adamlar ne yapıp ne edip, ağlayıp sızlayarak da olsa, yalvarıp yakararak da olsa askeri güçlerini yok olmaktan kurtardı! Anlaşılır bir şey…
‘İki gün içinde, hakkında marşlar dizdikleri Şeyh Maksud ve Eşrefiyye mahallelerini tüm kibirlerini orada bırakarak kaçtıklarını itiraf etseler, bu bir itiraf ve özeleştiri olarak kabul edilse bu görüntüye anlam verilir. Ancak ortada bu da yok!
Tışrin Barajı ve Petrol Bölgelerini birkaç saat içinde etraftaki tüm techizatlarıyla teslim edip kaçışmalarında da bir başarı yok. Buna rağmen neyin zaferinden bahsettikleri pek anlaşılmıyor!
Bununla birlikte Kürd halkına direniş ve büyük bir zafer kazandıkları yalanını utanmadan söyleyebiliyorlar.
ABD’nin Suriye Temsilcisi Tom Barrack görüşmede çekilen fotoğrafı (Rubio, Şeybani ve Abdi’den oluşan görüşmeyi) X’te paylaşarak şu notu düştü;
“Bir fotoğraf bin kelimeye bedeldir. Yeni bir başlangıç!”
Barrack’ın bu konferanstaki SDG Heyetine özel bir önem atfetmesi önümüzdeki günlerde Suriye Yönetiminde bazı kademelerde, örneğin Bakanlık veya Bakan Yardımcılığı seviyelerinde temsiliyet ile karşılaşılsa da bu SDG ve Pkk için bir başarı değil aksine ‘önüne atılanla yetin! Komutudur.
Başta ABD olmak üzere Batılı güçlerle zihniyet yakınlığından olsa gerek; defalardır kendilerine ihanet edilmesine rağmen, liderleri CIA eliyle teslim edilmesine rağmen, Rojava’da bir kez daha büyük bir hayal kırıklığıyla yüzüstü bırakılmalarına rağmen nedense onlara toz kondurmayan tam aksine devamlı şirinlikler yapmaya devam eden bu Pkk zihniyeti İslami olan en küçük bir şeye tahammülü olmadığını her fırsatta göstermeye devam ediyor.
Kuzey Irak Kürdistanı’ndan her türlü varoluşsal desteği almalarına rağmen Barzani Yönetimini ‘FEODAL VE GERİCİLİKLE suçlayan SDG/Pkk ve bileşenleri, şimdi de Kuzey Suriye’deki İdareyi Laiklik üzerinden Batı’ya pazarlama yüzsüzlüğü gösteriyor.
Laiklik denen olgunun (İslam karşıtlığı üzerinden okunduğu ve) bu bölgeye hiçbir hayrının olmadığını ve Kürd Meselesi’nin temelinde de İslami anlayışın bastırılması realitesine rağmen şimdi Batı’ya ‘SDG’nin laik bir idare tarzı ile Kürdleri temsil ettiği şeklindeki yaklaşım aslında tüm Kürdlere hakarettir.