Siyonist Terör Rejimi bir yanda varoluşsal sorun yaşadığını iddia edip etrafta terör estirirken bir yandan da şimdiye kadar olmadığı kadar rahat hareket etmekte.
"Köpeksiz köyde değneksiz (çomaksız) gezmek" deyiminde olduğu gibi ortalığı sahipsiz bulmuş istediği yerde üs kurmakta, istediği yeri vurmakta, istediği anlaşmayı ihlal etmekte, istediği vahşeti işlemekte buna rağmen hiçbir hukuki yaptırım veya caydırıcı güçle karşılaşmamaktadır.
Gazze konusunda:
Gazze planı kapsamında Washington yönetimi, Arap ve uluslararası ortaklarla birlikte Gazze’de geçici bir “Uluslararası İstikrar Gücü” (ISF) oluşturuşlması hedeflenmişti.
Buna göre; HAMAS silahsızlandırılacağı ve ISF’nin yeni eğitilecek Filistin polis gücüyle koordineli çalışacağı ifade edildi. Söz konusu polis gücü ise “Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi” (NCAG) adlı geçici teknokrat yapının çatısı altında faaliyet gösterecekti.
Şimdi gelinen noktada Gazze’deki yönetimi kendi emirlerinde bulunan yeni bir polis gücüne teslim etmek için BAE’den finansal destek alınıyor.
Siyonistler Gazze halkına sıçanları musallat edip hastalık yayarken BAE de Filistin Barış Gücünün Polis gücünün oluşması için 100 milyon $ aktarıyor.
Polisler, Mısır ve Ürdün tarafından eğitilecek.
27 bini bulması beklenen bu gücün koordinesini de BAE merkezli özel güvenlik şirketi yapacak.
Batı Şeria konusunda:
Knesset Başkanvekili Har-Melech "Bir Filistin devletinin kurulmasını engelleme sözü verdik ve şimdi A ve B bölgelerinde yerleşimi teşvik etmenin ve felaket niteliğindeki Oslo Anlaşmaları'nı iptal etmenin zamanı" diyerek yakın zamanda yaşanacaklara işaret ediyor.
Batı Şeria’da aralıksız süren terörist İşgalcilerin cinayet, saldırı ve soygunları devam ederken IDF ve (sözde) yerel emniyet güçlerinin yargısız infazları ve ev yıkımları da korkunç boyutlara ulaşmış bulunuyor.
Öyle ki BM ve AB’nin ilgili takip kurullarında Siyonist Rejim sürekli beyhude bir çabayla uyarılmakta.
Siyonist Yahudiler Filistin diyarında pervasızca işgallerini genişletirken, Lübnan’ın Güneyinde ilerlemeye çalışmakta.
Güney Lübnan’da hezimete uğrayan Yahudiler için, Hizbullah’ın birkaç yüz dolarlık "görünmez" drone'ları, milyar dolarlık israil hava savunma sistemlerini aşarak savaşın maliyet dengesini ve cephe hattındaki askeri denklemi kökten değiştirmekte.
Buna rağmen Lübnan konusundaki işgal niyetini C. Başkanı Avn üzerinden yapılacak bir anlaşmayla gerçekleştirme hedefinden vazgeçmiş değil.
Suriye’nin güneyindeki Kuneytra’da istediği gibi devriye atan Siyonistler, istedikleri kişiyi rehin almakta istediği köyde cirit atmakta. Aynen ‘Köpeksiz köyde değneksiz dolaşmak!’ deyiminde olduğu gibi pervasızca hareket etmekte. Suriye yönetiminden buna karşılık verilmemesi veya ses çıkarılmaması da oldukça ilginç.
Siyonistlerin yakın çevre siyaseti bunlarla sınırlı değil elbette.
Birkaç gün önce Suudi Arabistan’ın eski istihbarat başkanı Türki El Faysal, ‘israilin, Suudi Arabistan ile İran arasında savaş çıkarma planı olduğunu’ ifade etti.
El Faysal; “Bu plan başarılı olsaydı bölge bütünüyle yıkım ve felaketin içine sürüklenecekti. israilin bölgede tek belirleyici güç haline gelmeye çalıştığını ” söylerken aslında Suudi’ye yönelik yapılan birkaç saldırının da sabotaj olduğunu zımnen kabul etmiş oldu.
Siyonist Yahudi istihbaratı Irak’la ilgili olarak da anca şeytanın aklına gelecek planlar yapmış. 4 Mart gecesi Irak güvenlik güçleri bir çobanın ihbarı üzerine harekete geçerek Necef Çölünde (ABD ordusunun yardımıyla) gizli bir askeri üs tespit eder.
Bu üs Siyonistler tarafından İran’a karşı kullanılmak üzere kurulmuş.
Siyonist Rejim, İslam Coğrafyası’nı hallaç pamuğu gibi dağıtmak için boş durmamakta. Somaliland denilen uyduruk devlete Büyükelçi atarken İran’ın Husiler üzerinden Babül Mendeb’i kapatma olasalığına karşı İngiliz ve Fransız donanmalarını Kızıldeniz’e çekmeyi başarmanın sevincini yaşıyor.
Mısır’ı da Hürmüz’e çeken Siyonistler; Mısır hava filosundan yaklaşık 10 adet Rafael uçağını BAE’de konuşlandırmasını sağlayarak İran’a karşı küresel bir koalisyon hazırlığı yapmakta.
Bir avuçtur denilen siyonist Yahudilerin gemi azıya alarak işledikleri bunca şenaate, III. Dünya Savaşı’nın fitilini ateşlemeyi umursamamalarına karşı İslam ülkelerinin edilgen siyasetlerini gözden geçirme zamanı gelmedi mi?