Belli aralıklarla memleketin üzerinde 1930’lu yıllar Kemalizm’inin hayaleti dolaşıyor.
Bazen dini bir etkinlik görüntüsü üzerinden azıcık gerilere çekilmiş faşist zihniyet kendini gösteriyor, bazen bir kadının giyiminden yola çıkılıyor.
Normalleşme birçok boyutuyla kendini gösterse de kimi olaylar faşizan baskıcı zihniyetin ortadan kalkmadığını, fırsat bulduğunda dişlerini göstereceğini ortaya koyuyor.
Fırsat bulduklarında halka, halkın inanç ve kültür değerlerine olan düşmanlıklarını açığa vurmaktan çekinmiyorlar.
Çağdaş olduklarını iddia ederler; ama hepsinin içinde 1930’ların baskıcı dönemine özlem vardır.
Türk milliyetçisi olduğunu iddia eden bir parti üyesinin bir kadın belediye başkanını kıyafeti üzerinden aşağılaması ve bu arada kullandığı ifadeler bize bunları düşündürdü.
Bakın ne demiş:
“Eskişehir/Mihalgazi Belediye Başkanı'na bakın! Bu siyasal İslamcı şalvarlı kadının görevi ilçe yönetmek midir, yoksa ahırında inek sağmak mıdır? Mekanı şaşırmış olacak gariban, AK Parti'ye de böylesi yakışır. Ne günlere kaldık? Hakikaten katır mühürdar oldu arkadaş! Kargalara kalan dünya, belediye kimlere kalmış? Vallahi benim annem bundan İYİ yönetir. En azından kılığı kılık, tahsili var.”
Belediyedeki uygulamalarını, yaptığı hizmetleri eleştirmiyor, hedef aldığı şey kadının giyimi…
“Annem daha iyi yönetir” diyor, “En azından kılığı kılık, tahsili var.”
Belediye başkanı olan hanımefendinin üniversite mezunu olabileceğine hiç ihtimal vermiyor ki, aslında belediye hizmetlerini yürütebilmek için böyle bir şeye de ihtiyaç yok!
Dürüst olmak, çalmamak, halkın verdiği emanete ihanet etmemektir önemli olan!
Halka hizmet yolunda kullanılması gereken paraları çalan, belediye paralarıyla eğlenceler tertip eden; ama kılık kıyafeti küresel sistemin belirlediği sınırlar çerçevesinde olanlara dair bir suçlama yok!
Bu olay biraz da Nevzat Tandoğan’ı hatırlattı.
Kemalistler itiraz etse de dönemin Ankara valisi Nevzat Tandoğan’ın kıyafetinden dolayı bazı kişilerin Ankara’nın “önemli” bölgelerine girişini yasakladığı bir gerçektir.
Hatta meşhur ozan Aşık Veysel bile Ulus’a sokulmamıştır.
Bir taraftan “Köylü ulusun efendisidir” sözünü bayrak edineceksiniz, öte taraftan kıyafetlerinden dolayı köylülerin “Millet meclisinin” bulunduğu bölgeye girişine izin vermeyeceksiniz!
Kemalist yazar Turgut Özakman, “köylülerin bitli olmasından dolayı” o caddelere sokulmadığını, hatta şehre gelenlere Karacabey hamamına sokulduktan sonra izin verildiğini söyler.
Tandoğan’ın Osman Yüksel Serdengeçti’ye sarf ettiği şu sözler, Kemalist mantığın en iyi tarifidir:
“Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek; ikincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.”
Şimdi Tandoğan’ın bu sözüyle yukarıda Mihalgazi belediye başkanı için sarf edilen sözler arasında ne fark var?!
Tandoğan’ın günümüz versiyonu, şalvarından, Müslüman hassasiyetinden dolayı belediye başkanına “Senin işin ahırda inek sağmaktır” diyor.
Belki belediye başkanının iktidar partisinden olması dolayısıyla hakareti yapan şahıs adli makamlarca alıkonuldu, belki biraz üzerine gidilecek; ama bu durum geçmişten günümüze faşist zihniyette bir değişim olmadığını göstermesi açısından ibretliktir. Bu zihniyet mensupları eğer bazı şeylere teşebbüs etmiyor, 30 yıl önceki tavırları sergilemiyorlarsa değiştiklerinden değil, yapmaya güçleri yetmediğindendir.
Milliyetçi ya da solcu olduklarını iddia ediyorlar; ama tek yaptıkları şey Kemalizm şemsiyesi altında halkın inanç değerlerine düşmanlık!
Bu memlekette gerçekten bir normalleşme isteniyorsa Kemalizm ile ciddi biçimde yüzleşilmeli ve hesaplaşılmalıdır. Sorunlar halının altına süpürülmekle temizlik sağlanmıyor.