Çocuklarımız masumdur. Davranışlarının çoğu taklit ile oluşur. Ama çocuklarımızın arasında namazla alay etme akımını başlatan zihniyetin niyetini, gelmişini-geçmişini iyi irdelemek lazım.

Bu algı çabasının kökü oldukça derinlerdedir artık. İdeolojik baskıyla kurgulanmış küçük yaşlarda başlanan uzun süreli eğitimler, elbette ki büyük ahlaki hasarlar oluşturdu. Sanatçı, komedyen denilen seçilmiş kimi şaklabanlar rol model merkezleri haline getirildi. Sevilen Spor takımlarının sporcularına veya yöneticilerine algıları hedef alan beyanatlar verdirildi. Üniversiteler, üniversitelerde üretilen taklit ve çoğu tercüme sosyal bilimler bile bu zihniyetin hizmetine sunuldu. Ama çocuklarımız dahil bütün toplumun ahlaki değerlerine en büyük darbeyi her zaman ahlaksız dizileri ve programlarıyla televizyon ve sosyal medya vurmuştur.

Bugün alkol ve uyuşturucu bataklığında olduklarını öğrendiğimiz kimi çıplaklığı ve çarpık ilişkileri sanat zanneden şarkıcıların veya spor yöneticilerinin İmam Hatip Okulları hakkındaki söylemlerinde hedef İmam Hatip Okulları değildir. Hedef namazdır, Kur'an ve Hadis eğitimidir, giyim kuşama dikkat eden edeptir, modern köleliğe isyan eden batıcı emperyal kültür ile uyumsuz olan o güzel ruhtur.

Namazla terbiye edilmiş o güzel ruh, sadece Rabbine boyun eğer, Batı taklitçiliğini, hayranlığını ve köleliğini şiddetle reddeder. Oysa onların çoğunun ismi bile artık İngiliz olmuştur. Hatta çocuklarına İngiliz, İspanyol, Fransız isimleri veriyorlar. Batı barbarlığı karşısındaki sessizliklerini, başka toplumları insan kabul etmeyen faşist bilgi dünyalarını olduğu gibi kabul eden cehaletlerini, karaktersiz teslimiyetlerini ve içinde bulundukları zihinsel köleliği görmeden, dindar insanları biat kültürü besleyen cahil insanlar olarak etiketleme çalışmaları yapıyorlar.

Diğer yandan, kendi toplumuna ihanet içeren ajanlıklar, uşaklıklar artık komplo olarak görülmeyecek netlikte verilere sahiptir. Batı barbarlığı sömürü düzeninin damarlarından emdiği kanla yaşar. Elbette bu sömürüyü devam ettirebilmek için sömürdüğü her ülkenin kendilerindenmiş gibi görünen, yöneticilere, sanatçılara, spor adamlarına, iş adamlarına, gazetecilere… ihtiyacı olacaktır. Beslediği bu adamlara vereceği ilk görev, elbette kendilerine ait değerleri yok etmek için çalışmaları olacaktır. Hedefleri, kendi değerleri yerine, hiçbir zaman batılı zihniyet tarafından tam insan olarak kabul edilmeyecek olsa bile, batılıya benzemeyi tek hayat felsefesi yapan taklitçi zihniyeti yerleştirmek olacaktır.

Çocuklarımız masumdur, İslam fıtratı üzerine doğarlar. Davranışlarının çoğu da taklit ile oluşur ama bu taklitler sonraki hayatlarında, karakterlerine dönüşebilir. Öncelikle onları çok iyi bir değerler eğitiminden geçirmeliyiz. Camilerle, namazla, Kur'an-ı Kerim ile tanışmalarını sağlamalıyız. Sonra da kötülüğün fitne fesat yayan merkezlerinden olabildiğince uzak tutmaya çalışmalıyız.

Tam burada gönül çok isterdi ki; uyuşturucu-alkol kullanımını, fuhuş yayılımını, öz benliklerini hedef alıp vatandaşlarımızın taklitçi bir köleye dönüşümünü sağlayan o algı merkezlerine devletin karar mercilerinde bulunanlar el atsın da diyebilelim. Çünkü kötülüğü yayan bir kötülük merkezi yoksa, tek tek kötülüğü çocuklarımızın zihinlerinden uzak tutma çabasına da bu kadar çok gerek olmayacaktı. Ama maalesef böyle bir irade ufukta görünmüyor. Karar mercileri şimdilik o algı merkezlerinin baskılarını, darbelerini azaltıp, çocuklarımızı istediğimiz yönde eğitebilirlik hakkının bir kısmının iadesinin övgüsü ile yetiniyorlar. Allah-u Teâlâ hepimize hidayet versin.