Geçen hafta yazımızı bir soruyla noktalamıştık: Resulullah (s.a.v) hayatında kaç kez çocuk dövmüştür?
Cevap HİÇ.
Ama burada üzerinde asıl durmamız gereken şey şu: Hiç dövmemiş olması mı, yoksa nasıl bir sevgi dili kurduğu mu?
O’nun (s.a.v) hayatında çocuklar, “düzeltilecek bir proje” değil; “rahmetle muamele edilecek bir emanet”ti. Bozuk ya da bozulmuş bir projeyi düzeltmeye çalışır, düzeltme ümidiniz kaybolursa da buruşturup çöpe atarsınız. Kendi hatamızdan dolayı bozulan proje yine bizim ellerimizle yok olur. Ancak çocuklar birer nesne değildir, candır.
Ne gariptir ki kendi çocuğunun İslami halinden memnun olmayan aileler, evlerine dinsiz bir misafir gelse Tanrı misafiri diyerek bütün güzellikleri o misafirin önüne serer. Bu bizim kültürümüzde vardır ve eleştirilecek bir şey değildir. Peki, aynı şeyi çocuklarımıza da yapsak? Onlara da bir yabancıya gösterdiğimiz gibi özen göstersek fena mı olur?
Çocuklarımıza bu gözle yani emanet gözüyle bakarsak inanın ki çok şey değişecek. Ha, “Emanettir işte! Ben onu korumak için çabalıyorum ve uyguladığım bütün şiddet de bundan dolayı…” diyen ebeveynler olacaktır. Hayır, eğer gerçekten emanet olduklarını düşünseydik ne şiddet uygulardık ne de yaptıklarının faturasını kendi üzerimize alırdık.
Bu konuda bize en güzel örnek Resulullah’tır (s.a.v). O, çocukları çocuk oldukları için severdi. Çocuğun hatasını büyütmez, insanlığını küçültmezdi. Çocuğun bir yanlışı olursa onu güzelce ikaz ederdi, kalp kırmadan… Çocukları sadece “uslu olduklarında” seven biri değildi.
Onları, çocuk oldukları için seviyordu. Sınır koyardı ama o sınırın içinde merhamet vardı.
Efendimiz (s.a.v) çocukları atının terkisine alıp gezdirirken onlara tavsiyelerde bulunurdu. Bugün çocuğuyla göz teması kurmayan anne babalar var maalesef.
Çocukları öper, saçlarını okşardı. Hatta bir gün bir adam gelip de “Ya Resulallah, biz çocuklarımızı asla öpmeyiz.” deyince Efendimiz (s.a.v):
“Allah senin kalbinden merhameti almışsa ben ne yapabilirim ki?” buyurmuştur.
Kur’an bize çok sessiz ama çok derin bir ölçü verir: “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (A’raf, 156)
Merhamet, Rahmani bir olgudur. Yeryüzünde kendisini inkâr eden insanlara bile rızık veren, hastalandıklarında onlara şifa veren, sonsuz hazinelerini onlardan esirgemeyen Rabbimiz bize çocuklarımıza davranma konusunda bir ipucu, bir kıstas olmalıdır.
Önceki bir noktaya tekrar gelmek istiyorum. Çocuklarımızı bizden tamamen ayrı, bağımsız göremeyiz ancak herkes kendi yaptığından sorumludur diyerek en azından iç huzurumuzu bir nebze sağlayabiliriz. Böylesi daha sağlıklı. Zira çocuğun yaptıklarını kendi hesabımıza yazdıkça çocuğu ‘karizmamızı sarsan’ bir kara leke olarak görür, çocuğa ona göre muamele ederiz. Bunun da sonu genel olarak, şiddet uygulamak oluyor.
Hiç kimse kalbinin kırıldığı bir ortamı, bir kişiyi, varlığından dolayı şiddet gördüğü bir dini sevmez. Kalpler şiddetle değil, muhabbetle kazanılır. Bir kimsenin kalbini kazanırsanız, onun bütün hayatını değiştirme şansını ancak böyle elde edersiniz. (İnşâallah devam edecek.)