Amerikan başkanı Trump’ın aşağılamaları karşısında ciddi hiçbir tepki veremeyen AB’nin gerçekten de son dönemde “etkisiz eleman” statüsünde olduğunu artık AB dahil herkes kabul etmek zorunda kalacak.
Onlar da farkında ki son dönemde yaşananlara Amerika’nın yanında müdahil olmaları durumunda etkisiz pozisyonları biraz daha silikleşecek.
Bu arada insani bir duruş sergileyen ve bundan dolayı yaşananlara itiraz edenlerin çok da etkin olmadığı bir kez daha ortaya çıktı.
Son gelişmelerden birinden söz etmek istiyorum.
AB ülkelerinin dışişleri bakanları, İrlanda, İspanya ve Slovenya tarafından hazırlanan “israil ile sürdürülen ticari ortaklık anlaşmasının askıya alınmasına” yönelik teklifi 'yeterli destek bulamadığı' gerekçesiyle reddetti.
İrlanda, İspanya ve Slovenya, özellikle Gazze’deki soykırım ve insanlık dışı ablukanın yanı sıra Batı Şeria’daki işgalci şiddetini gerekçe göstererek AB-israil Ortaklık Anlaşması’nın yeniden değerlendirilmesini ve bu süreçte askıya alınmasını talep etti.
Söz konusu anlaşma, 2000 yılından bu yana israile AB pazarında ayrıcalık sağlıyor.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, "Uluslararası hukuku ve dolayısıyla Avrupa Birliği'nin ilke ve değerlerini ihlal eden bir hükümet, Avrupa Birliği ortağı olamaz, bu kadar basit" demişti.
Bu arada AB anlaşmasının 2. Maddesinde geçen “değerleri” hatırlayalım:
İnsan onuru, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı…
Teklife en fazla karşı çıkanların ise Almanya ve İtalya olması ayrıca çok ilginç bir durum.
AB’de bu tartışmalar yaşanırken Netanyahu’nun açıklamasına da dikkat etmek lazım.
Soykırımcı katil Netanyahu, AB’ye hitaben, “israili destekleyin yoksa kimliğinizi kaybedersiniz” açıklamasında bulundu.
Şimdi İspanya başbakanının hatırlattığı AB değerlerini ve Netanyahu’nın “Kimliğinizi kaybedersiniz” açıklamasını yan yana koyun.
AB’nin temelleri 2. Dünya savaşından hemen sonra 1951’de atıldı.
Almanya ve İtalya yenilmiş ve çoğu sivil olmak üzere milyonlarca vatandaşlarını kaybetmişlerdi.
Fransa’nın Afrika’daki sömürge faaliyetleri ve vahşi katliamları devam ediyordu.
Hollanda, Belçika ve Portekiz’in sömürgelerdeki insanlık dışı uygulamaları da neredeyse 1975’lere kadar devam etti.
Şimdi AB’den çıkmış olsa bile İngiltere’nin neler yaptığına dair çok sayıda belge ve bilgi mevcut.
İspanya Başbakanı, soykırımcıya bu kadar tepki gösterdiğine göre “AB değerleri” diye ifade edilen maddelere inanıyor.
İnsani bir tepki veriyor ve o maddelerin altına imza atan diğer ülkelere de “dürüst olun” çağrısında bulunuyor.
Netanyahu ise AB’ye ya da daha geniş kapsamıyla Avrupa’ya geçmişini hatırlatıyor ve “kimliğinizin gereğini yerine getirin” diyor.
Netanyahu, Siyonist işgalciliğin de soykırımcılığın da “Batı felsefesine” dayandığını biliyor.
Avrupa’da soykırımcılığı reddeden, Avrupalıdan daha önce “insan kimliğini” önemseyenler seslerini yükseltiyor; ama son örnekte ortaya çıktı ki, sadece İspanya, İrlanda ve Slovenya’da bu sesler yönetim mekanizmasında yerini alıyor.
Avrupa, kendini, daha çok AB komisyonu başkanı Ursula Von Der Leyen’in soykırımcıya destek veren, işgalciye “Koşulsuz destek vadeden” kimliğiyle ortaya koyuyor.
Ve bu kimlik, felsefesiyle olmasa da yeni bir yüzle faşizmin gelişi için uygun zemin ve yollar oluşturuyor.
Siyonist kuşatma, Avrupa’yı yeniden 2. Dünya savaşı iklimine doğru sürüklüyor.
Ve öyle görünüyor ki, siyonizmin çöküş süreci beraberinde Avrupa’nın da çöküşünü getirecek.