Hamd âlemlerin Rabbine, salât ve selam da O’nun pak Rasulüne olsun.

Kışın soğuk dönemlerine giriyoruz ülkece… Kar yağışları arttı, hava sıcaklığı bazı yerlerde gün içinde bile -20 dereceye kadar düştü. Ulaşım neredeyse iptal oldu. Bazı şehirlerde insanlar birbirlerine ve gıdaya ulaşmakta güçlük çekiyorlar.

Bu tablo bana her zaman manevi yoksunluklarımızı hatırlatır. Kışın soğukluğunu hissettiğimiz, kar tatili olan veya ulaşımın kesata uğradığını duyduğum her yıl aklıma kalplerimiz gelir. Kalplerimizin yaz-kış soğuk oluşu…

Kalplerimiz zemheri kesildi uzun zamandır. Hissetmiyor, duymuyor, sızlamıyor içimiz. Sanki anestezi etkisindeyiz. İçimizdeki sızlayan bir yer, kıpırdayan bir şeyler var ama onu hissetmemek için sürekli bir çaba halindeyiz, farkında olarak veya olmayarak.

İnsanız, elbette çevremizde olanlar, dünya genelindeki zulümler, ölümler, kıyımlar içimizi acıtır. Elbette bazı olaylar öfke, bazıları merhamet damarımızı kabartır. Ancak sanki bir yapay zekâ veya bir robot gibi olmamız iyi bir şeymiş sanıyoruz. Belki de yapay zekânın ve insansı robotların bu kadar methedilmesidir bizi buna sevk eden; ‘ne kadar az his, o kadar değer’ gibi bir algı geliştirmiş olabiliriz. Hani ‘Erkekler ağlamaz.’ sözü gibi.

Ağlamak zayıflık değildir. Hissetmek acizlik değildir. Üzülmek kadar insani bir duygu yoktur. Her üzüntü depresyon, her kaygı anksiyete değildir. Korkularımız da olur, sıkıntılarımız da. Ağlarız da duvarları da yumruklarız. Bütün bunlar normal, insani haller. Ancak bir zulüm olduğu halde içimiz sızlamıyorsa, ruhumuz sıkılmıyorsa, gözlerimizden yaş gelmiyorsa işte o zaman bir sorun var demektir.

Yapaylaşan dünyada bizleri de yapay varlıklar haline getirmek istiyorlar. En küçük hüzünde veya sıkıntıda korkuya kapılıp ‘Neler oluyor!’ diye telaşlanmamız salık veriliyor. Her şeye rağmen gülen, eğlenen insanların videoları hit oluyor. Neden gülelim ağlanacak halimize? Ağlanacak bir durum varsa ağlanır. Atasözlerimiz bile bunu destekliyor: “Düğüne giden oynar, ölüye (taziyeye) giden ağlar.”

Gazze, Doğu Türkistan, Arakan ve diğer mazlum coğrafyalara madem şahit oluyoruz, o zaman içimizde bir sancı olmalı. Kendi çevremizde, mahallemizde bir mazlum, gariban, fakir varsa bu bizi etkilemeli. Yardım edemiyorsak bile dert edinmeli, dua etmeliyiz.

Yakın zamanda başımıza gelebilecek en büyük dert, dertsizliğimiz olacak. Gamsız, tasasız, bir robot gibi, buz gibi kalplerle hayat sürdürmemiz. Rabbim hepimize uyanış ve gereğini yerine getirme gücü ve imkânı nasip etsin.