Savaşanın ve savaşılanın aynı kişi olmasını cihadın en büyüğü olarak tanımlayan hadisleri hepimiz biliyoruz. (Beyhaki, ez-Zühd, Tirmizi, Fezailü’l-cihad, 2.) Yalnız savaş meydanının ve iki tarafta yer alan düşmanların savaşının adını sadece “nefisle cihad” kavramına yüklenmiş anlamlarla sınırlamamamız gerekiyor. Çünkü zihnimizle savaş da nefsimizle yaptığımız savaşın kapsamı içindedir.

Konuya giriş mahiyetinde bir noktayı daha nazar-ı dikkate sunmak gerekiyor. Evet, kendinden ayrışmayı başarabilmek oldukça üst düzey güçlü bir zihinsel karakter performansı gerektiriyor. Evet, kendini yenebilmek büyük zaferdir ama ayrışmış kendiliğimizin haklarına riayet etmek de tıpkı dış kötülükle savaşta olduğu gibi ilkeli bir savaş ahlakını gözetmeyi zorlu kılıyor ve kökü yine ayetlerle hadislere dayanıyor. (Buhârî, Savm, 51.)

Öyleyse kendimizle, kendimize vermemiz gereken değeri vermediği için savaş başlatıp kendimizi yenmeliyiz. Çünkü mevcut manzarayı görüp kahrolmamak elde değil!

Aramıza yerleştirilmiş, kandırılmış zihinlerin, alçaklığa alışkın alçaklıklarına alışığız. Uşak ve köle zihinli taklitçi maymunlar gibi eğitimle, medyayla, akademiyle… zihnimize sürekli bir aşağılanmışlık, kendimizden iğreti duygusunu zerk etmeye çalışıyorlar. Ama ya biz, biz çok mu masum kaldık? Doğrusu savaşı onlara değil, kendimizde, kendimize karşı kaybettik.

Böylece Müslümanın canı, kanı, malı, değeri ucuzladıkça ucuzladı. Ama daha kötüsü bu zihinsel yenilgi, bizim kendi zihnimiz tarafından da kabullenilir hale geldi. Batılı zalimlerin, vahşi Siyonistlerin ve Müslümanlar içindeki sekülerlerin değeri hepimizin zihninin alt kodlarında oldukça yükselmiş durumda. Hepimizin zihni, nefret ettiğini daha değerli görme yenilgisi yaşıyor.

Konuyu somutlaştırmak için örnekleyeyim. Gazze, İran, Afganistan İslami değerler adına erdemlerin çoğunu kapsayacak mücadeleler verdiler. Görünür eylemsel onur tabloları çizdiler. Ama biz sosyal medyalarımızda bu tabloları görünür kılmak yerine, kimi batılıların ve seküler yaşamı tercih edenlerin söylemsel desteklerini görünür kılmayı daha çok tercih ettik. Arkadan binlerce başörtülü kadınımızın geçtiği bir protesto yürüyüşünde ısrarla modernist giyimli kadınlara yorum yaptırma zihinsel ezilmişliğini seyretmek zorunda kalmak acıtıyordu gerçekten. Rachel Corrie’yi Gazze devriminin simgesi haline getirmek, İspanya'yı İran'a desteğin odak noktası yapmak adil değildir. Bu örnekler hiç değerli değildir demiyorum ama adil bir paylaşım oranının katbekat üstüne çıkan bu paylaşımları yaptıran kendi zihnimizle savaşmamız ve kendimizi kendimize bu denli değersiz gösteren kendimizi yenmemiz lazım.

Siyonist İşgal son bir kaç yılda Gazze'de 300’e yakın, Lübnan'da 20’nin üzerinde gazeteciyi katletti. Çoğu, meslektaşları tarafından haber bile yapılmadılar. Veya birkaç saniyeyle geçiştirildiler. Ama Lübnan'da zalimce katledilen son gazeteci Amal Halil, seküler zihinlilerin istediği gibi giyimli olunca haber değeri artmaya başlıyorsa burada zihnimizi kontrol etmeye başlama zorunluluğumuz olmalı.

Yemen’de Gazze için milyonluk gösteriler yapıldı. Diyarbakır'da on binleri kapsayan yoğun yürüyüşler gerçekleştirildi. Ama bunların medyamızdaki görünürlük değeri bir tek batılının bir kaç sözü kadar değerli görülmedi.

Zihnimiz Abese Suresinden yeterli dersi özümseyemedi. O zihin bizi bir batılı Müslüman oldu diye sürekli İslam şeref kazandı yanılgısına düşürüyorsa, o kendimizi yenmeliyiz. Değersizliğini kabullenmiş kendimizi yenmeliyiz! Adaletten uzak tüm değer ölçülerimize savaş açıp onları yok etmeliyiz! Afrikalı denince aç ilkel, Hintli denince kirli cahil, Çinli denince ezik itaatkar… ama Avrupalı denince akıllı efendi gibi tablolarımız varsa, işte o kendimizi paramparça etmeliyiz.

Kendimize verdiğimiz değer hiçlik düzeyine erişmek üzere. Bu kabul edilemez! Biz değerliyiz! Değerliyiz! Değerliyiz!

“İzzet ve şeref Allah’a aittir, Rasûlü’ne aittir ve mü’minlere aittir” (Münafîkûn: 8). Rabbimizin bu ayetini zihnimiz kabul edene kadar kendimizle savaşmalı ve kendimizi yenmeliyiz!