Mensubu olmakla şerefyab olduğumuz aziz İslam dini, aile kurumuna neden bu kadar önem vermiştir? İslam aileye önem verirken, Batılı ve fasit ideolojiler neden aileye karşıdır; hatta ailenin ortadan kalkması için neden mücadele etmektedirler? Son dönemlerde birçok alanda feminizm adı altında kadınları öne çıkaran, aileyi ise tehlikeli bir kurum olarak gören ve gösteren yapılar neyi amaçlamaktadır?

Söz konusu yapılar tarafından süslü, anlaşılması güç ve kulağa hoş gelen kavramlar kullanılmaktadır: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kadın-Erkek Eşitliği, Kadının Özgürlük Sorunu gibi. Bu kavramların dile getirilmesinin perde arkasındaki amaçlar nelerdir?

Dikkat edilirse, aileye yönelik saldırılar arttıkça evlenme oranları düşmüştür. Feminizm ve toplumsal cinsiyet kavramları toplumda yaygınlaştıkça aileler arasındaki sevgi ve muhabbet azalmış, boşanmalar artmıştır. Gençler artık hemen evlenmek istemez hâle gelmiştir. Doğurganlık oranları düşmüş, evlilik yaşı yükselmiştir.

Bu gelişmeler neticesinde nüfusla ilgili ciddi sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da yaptığı bir konuşmada, düşen doğurganlık hızına dikkat çekerek bu sorunların temelinde aile kurumunun zayıflamasının yattığını ifade etmiş ve ekleyerek, “Nüfus, ülkenin beka meselesidir.” demiştir.

Peki, bunun gereği yapılıyor mu? İktidar, aile kurumunun güçlenmesi için hangi yollara başvuruyor? Hangi çalışmaları hayata geçiriyor? Bir yandan “Aile Yılı” ilan edilirken, diğer taraftan aileyi yıkıma sürükleyen tüm kötülükler olduğu gibi yerinde durmaktadır.

Artık kötülük organize bir hâl almış ve neredeyse devlet eliyle işlenir duruma gelmiştir. Kumar, ahlaksızlık, evlilik dışı birliktelikler ve bunların özendirilmesi; dizilerdeki ahlaksızlıklar ve “kadının beyanı esastır” gibi uygulamalarla aile kurumu zayıflatılmaktadır.

Boşanma oranlarına bakıldığında, boşanmaların yüzde 14’ünün gerekçesi aldatma, yani zinadır. Eşler, zina sebebiyle boşanmaktadır. Ancak Türkiye’deki kanunlarda zina suç sayılmamaktadır. Bu durum açık bir çelişkidir. Aileleri dağıtan ve boşanma nedenleri arasında yüzde 14’lük oranla ikinci sırada yer alan zina, yeniden suç sayılmalıdır. Ne var ki hükümet bu konuda adım atmakta yeterince cesaretli davranmamaktadır.

İslam dini, aileyi toplumun temeli olarak görür; neslin korunmasını, iffetin muhafazasını ve huzurlu bir toplumun inşasını aile üzerinden gerçekleştirir. Zina gibi aileyi içten çürüten fiillerin yasaklanması, sadece bireysel bir ahlak meselesi değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur.

Bugün aile kurumunun yaşadığı zayıflama, toplumun İslami yaşayıştan uzaklaşmasının doğal bir sonucudur. Aile kurumunun güçlenmesi, İslami hükümlerin hayata geçirilmesi ve uygulanmasıyla mümkündür.

Zinanın yeniden suç sayılması, bu uygulamaların başında gelmektedir. Aynı zamanda İslam’ın meşru dairesi dışında var olan tüm yasa ve uygulamaların da gözden geçirilmesi ve ıslah edilmesi gerekmektedir, özellikle aileyle ilgili olan hususlarda. Aksi hâlde bozulan aile yapısını onarmak kolay olmayacaktır.