Uçağımız, Yemen-Seiyun havaalanına doğru inişe geçtiğinde, çok farklı bir coğrafyaya geldiğimizi gördük. Seiyun’da dağların kanyon gibi bıçak keser gibi bir şekilde yükseliyor olması oldukça dikkat çekiciydi. Uçaktan iner inmez bir sıcak havanın bizi karşılaması ise sürpriz olmadı. Sıcaklığın 42 derece ve kuru bir sıcak havanın yüzümüze çarpması bize biraz garip geldi.

Havaalanının pejmürde hali, kumlara saplanmış bir yolcu uçağının paslanmış ve köhne durumu aslında Yemen hakkında birçok ipucunu da barındırıyordu. Pasaport işlemlerimiz devam ederken işlerin yavaşlığı, profesyonellikten uzak karşılama biçimi garip gelse de akşam ezanıyla beraber gümrük memurlarının işlerini bırakıp ara salonda bizimle akşam namazı için saf tutmalarını ise çok içten ve samimi bulduk.

Türkiye’de namaz vakti girer girmez, gümrük memurlarının hep beraber bırakın cemaatle namaza durmayı, böyle bir şeyi yapmayı düşünmek bile hayalin çok ötesinde bir durum olurdu. Ama namaz vakti girer girmez buradaki görevlilerin neredeyse hepsinin namaza durması cidden takdir edilmesi gereken bir durumdu. Ancak namaz noktasındaki samimiyetle beraber işlerin yavaşlığı ve profesyonelliğin olmamasını ise ciddi bir çelişki olarak değerlendirdik.

Akşam yolculuk yapmanın doğru olmayacağı düşüncesiyle Marib’e yolculuğumuzu sabaha erteleyerek Seiyun’da otelde konakladık. Sabah namazıyla beraber Seiyun’dan Marib’e 7 saat sürecek yolculuğumuz başladı. Seiyun, Yemen’in orta kesiminde yer alan ve uluslararası havaalanı olan bir şehirdir. 450 km’lik yolu karayolu ile gideceğiz. Yolun yer yer bozuk olduğunu, kum fırtınasının yolculuğumuzu zorlaştıracağını söylediler. Bismillah deyip yola çıktık, sabahın erken saatleri olduğu için yol tenha ve etraf sakindi.

Yol boyunca kanyon gibi yükselen dağların eteklerinde Yemen'e özgü mimari ile inşa edilmiş sıra sıra evler, masallarda seyahat ediyormuşuz duygusunu veriyordu. Hele tarihi Şibam şehrinin önünden geçerken, buradaki binaların zarafeti, kerpiçlerin renk uyumu ve tarihsel dokusu gerçekten etkileyiciydi. Burada tarihte ilk çok katlı binaların, şehir planıyla inşa edildiği ve güvenlik tedbirinden dolayı tek bir girişinin bulunduğu, döneminin en ileri mimarisiyle inşa edilmiş rüya şehridir.

Artık saatlerdir yolda araba ile seyrediyoruz. Uçsuz bucaksız çöl ortamında yolumuz uzayıp gidiyor. Neredeyse her 10 km’de bir askeri kontrol noktasının olması ise artık bıkkınlık vermeye başladı. Kontrol noktasındaki derme çatma kulübelerin bakımsızlığı, etrafın çöp yığınları arasında bulunması ve kontrollerin bir formaliteden ibaret olması seyahatimizi yavaş yavaş çekilmez hale getiriyordu.

Yolda beklediğimiz kum fırtınasına da denk geldik. Kum fırtınası yolu tamamen görünmez kılıyordu. Şoförümüz bu yolda genelde kum fırtınasına denk geldiğini; bazen hafif atlattıklarını, bazen de ciddi sorunlarla karşılaştığını söyledi. Bu karşılaştığımız kum fırtınası da orta halli bir fırtına imiş. Biz ise böyle bir şeyle ilk defa karşılaştığımız için oldukça tedirgin olduk. Tecrübeli şoförümüz temkinli, yavaş ve sakin bir şekilde yol almaya devam etti.

Yol beklediğimizden kötü idi. Yıllardır bakımı yapılmamış, yer yer çukurlar oluşmuş ve yolculuk için ciddi tehlikeler oluşturacak bozulmalar, yol boyunca devam etmekteydi. Güvenliğin dışında, gece yolculuğu ise sadece yolun bu şartlarından dolayı bile neredeyse imkânsızdı. Biz de gündüz yola çıkmıştık. Devam edecek…