Gazze’de sözde bir ateşkes sağlanmıştı. Bu ateşkes sürecinde ülkemiz de dâhil birçok devlet garantör olarak yer aldı. Ancak siyonist işgal rejimi tek bir gün bile bu ateşkese uymadı. ABD başta olmak üzere neredeyse bütün garantör ülkeler, sadece HAMAS’ın silah bırakmasını isteyerek, artık siyonist işgal rejiminin sürdürdüğü katliamları kınamaya gerek bile duymamaktadırlar.

Gazze’ye yönelik bombalama ve katliam hiç durmaksızın sürdürülürken; açlık, susuzluk ve ilaçsızlıktan insanlar, özellikle çocuklar ölmeye devam ediyor. Üç yıldan fazladır siyonist işgalcilere hiç sesini çıkarmayan İslam ülkeleri şimdi de adeta elbirliğiyle Gazze’nin sistematik bir şekilde yok edilmesi için siyonist işgalcilere alan açmaya devam ediyorlar.

“Unutulan soykırım tekrarlanır” diyordu rahmetli Aliya İzzetbegoviç. Bu kaçıncı katliam ve soykırımdır, peşi sıra İslam ümmetinde uygulanıyor? Milyonlarca mülteci, yüz binlerce ölü ve yaralı yetmezmiş gibi tekrarlanan işgal ve katliamlarla yüz binlerce yeni mülteci, yıkılmış yurtlarında acılar, yokluklar ve kimsesizlikler içerisinde ölüm sırasının kendilerine gelmesini bekliyorlar.

Şimdi de İran ve Lübnan işgal ve saldırıların hedefindedir. Gazze’deki yıkım ve katliamın aynısı buralarda da sürdürülmekte, binlerce sivil insan öldürüldü, on binlercesi de yaralı, sakat ve ilaçsızlıktan ölümden daha beter bir halde işkence ile ölmeleri için operasyonel ve sistematik bir süreç dayatılmaktadır.

Günlerdir Hürmüz boğazı üzerinden yapılan spekülasyonlar, ABD ve körfez ülkelerin yalan ve kara propagandaları aslında Gazze’yi unutturma cambazlıklarından başka bir şey değildir. Bir taşla birden fazla hedefin vurulmasının amaçlandığı bu son süreçte Müslümanların dağınıklığı, korkaklığı ve siyonizme adeta teslim olmuş halleri, siyonistlerin ve ABD’nin daha gaddarca saldırılar gerçekleştirmelerine zemin hazırlamaktadır.

Dünya kamuoyu Hürmüz boğazı ve bu boğaz etrafında oluşturulan tartışmaları sürdürürken; siyonist işgal çetesi Gazze’de katliamlarını sürdürmeye devam etmektedir. Bununla da yetinmiyor, Lübnan’da tıpkı Gazze’de olduğu gibi katliam ve yıkımlarını çok vahşi bir şekilde sürdürüyor. Burada da Müslümanların tepkisizliği, korkaklıkları ve küfür cephesine yönelik teslimiyetleri düşmanların değirmenine su taşımaktan başka bir anlam ifade etmemektedir.

Evet, Gazze’yi unuttuk. Gazze’deki açlıkları, katliamları, çaresizlikleri ve halen çadırlarda aç, susuz ölümü bekleyenleri de unuttuk. Yarın Lübnan’ı, İran’ı ve Yemen’i de unutturacaklar bize. Şii-Sünni, Arap-Fars ayrılığını körükleyecekler, mezhepçilik fitnesini en üst seviyeye taşıyacaklar ve buna teşne on binlerce piyonu öne sürecekler ve siyonist işgalciler kaldıkları yerden Müslüman kanı dökmeye devam edecek.

Sözde büyük israil için, bütün İslam beldelerini ateşe vermekten çekinmeyen; hemen her gün bir ülkeye vahşi saldırılar düzenleyen işgal çetesi, hedeflerini gerçekleştirme yolunda kimi İslam ülke idarelerini piyon olarak kullanmayı sürdürmektedir. Bu sözüm ona İslam ülke idareleri de ihanetin en üst boyutunu zelil bir şekilde ortaya koymakta, açlıktan ölen çocukların çığlıklarını duymadıkları gibi, işgal çetesinin direktiflerini yerine getirme bedbahtlığını da ortaya koymaktadır.

Gazze’de çığlıklara sağır kesilenler, şimdi de Lübnan’daki acı ve yıkımı duymak istemiyorlar. İran’daki yıkım ve saldırıları görmek istemeyenler, Sudan ve Somali’deki vahşetlere de sırtlarını dönmeyi tercih etmektedir. Ve Kahhar olan Allah’ın bütün bunların hesabını göreceğini ve zerre miskal bir şeyin hesapsız kalmayacağını biliyoruz. Şunu da biliyoruz ki, zulüm ebedi olarak devam etmez. Er veya geç yok olmaya mahkûmdur.