İslam coğrafyasının en nadide beldelerinden olan Yemen, ‘özel bir iç savaş’ cenderesine alınmış bulunmaktadır. Suudi Arabistan ve BAE burayı arka bahçeleri olarak değerlendirmekte, adeta ortaklaşa işgal etmiş bulunmaktadırlar. Sadece askeri birimleri finanse ederek kendilerine bağımlı hale getirmiş ve ülkeyi istedikleri gibi yönetmek için kontrollü bir kaosu sürdürmeye çalışmaktadırlar.

Suudi ile BAE arasında da Yemen’de hâkimiyet mücadelesi olduğunu öğreniyoruz. Son olarak BAE resmi olarak buralardan çekildiğini beyan etmiş durumdadır. Kontrol tamamen Suudilerde kalmakla beraber, BAE daha önce çalıştığı bazı aşiretleri el altından kontrol etmeye, bazı askeri grupları da el altından silahlandırmaya ve kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya devam etmektedir. Bir kontrol noktasından geçerken, bir askerin yüksek sesle ‘BAE askeri olduğunu’ söylemesi karşısında, şoförümüz tepkisini farklı bir şekilde ortaya koyuyor.

Yemen, fiilen iki devlete ayrılmış durumdadır. Başkent Sana başta olmak üzere ülkenin batı kısmının %40’ı ve nüfusun %70’i Husilerin kontrolündedir. Buraya gitme imkânımız olmadı. Buradan da sağlıklı bir bilgi de elde edemedik. Dolayısıyla o bölgedeki ekonomik, sosyal, güvenlik vb. konularda nasıl bir durumda olduklarını da öğrenemedik. Aralarındaki iç savaştan dolayı da bu konuyu diğer taraftakilere sorduğumuzda konuşmak istemediklerini belirttiler.

Sana’nın doğusunda bulunan Marib’ten -Umut Kervanı Vakfı gözlemcisi olarak bu şehirde kurban kesim ve dağıtım faaliyetlerini gerçekleştirmiştik- Umman’a kadar olan coğrafyanın %60’ı ve nüfusun %30’u da Suudilerin kontrol ettiği bölgedir. Daha önce buraları BAE ile beraber kontrol eden Suudi şimdi kendisi tek başına bu kontrolü sağlamaktadır. Suudiler de sadece askeri yardım yapmakta, orduyu ve aşiret ileri gelenlerini finanse ettiklerini bize aktardılar.

Bu bölgenin Cumhurbaşkanı, bakanları, şehirlerin belediye başkanları ve neredeyse bürokratların tamamının Suudi de ikamet!? ettiklerini bize söylediler. Hatta bu bölgede; herhangi bir şehirde, seçimle iş başına gelse dahi (siyasetçi-bürokrat-asker) Suudi’den onay almadan göreve başlayamayacağını buradaki insanlar bize aktardılar.

İki tane büyük petrol sahası ve iki tane de büyük doğalgaz sahasını Suudilerin işlettiklerini, bu petrol ve doğalgazdan Yemen’e herhangi bir katkının olmadığını söylediler. Bu bölgede fiilen bir devlet olmadığı için, neredeyse herkes başının çaresine bakmaktadır. Yollardaki haddinden fazla askeri noktaların ne işe yaradığını sorduğumuzda; bunların tamamen göstermelik ve ‘düzen var’ dedirtmek için olduğunu, söylediler. Zaten daha önce Seiyun-Marib arasında yaptığımız yolculukta da koruma amaçlı başka bir aracın bize eşlik ettiğini öğrenmiştik.

İç savaştan dolayı hayvancılığın, tarımın, ticaretin bitme noktasına geldiğini, nerdeyse turizm faaliyetinin olmadığı açıkça görülüyor. Yemen’in bu bölgesinde sadece 4 yolcu uçağının kaldığını, Mısır ve Suudi’nin dışında da başka bir yere uçuşların bulunmadığını öğreniyoruz. Karayolu ile Umman ve Suudi’ye ulaşım bulunduğunu, bizim de Türkiye dönüşünde kullandığımız Yemen-Suudi’nin bu yolunun oldukça kötü bir altyapısı olduğunu söylemem gerekiyor.

İç savaştan önce çok nitelikli bir şekilde balıkçılığın yapıldığını, o zaman balık ihracatının tamamının Avrupa ülkelerine yapıldığını, maalesef artık balıkçılığın yapılamadığını söylüyorlar. Limanların ise özellikle BAE tarafından işlevsiz hale getirildiğini, burada ticari bir faaliyetin gerçekleşmemesi için de ciddi bir ambargo uyguladıklarını, etkileyebildikleri şirket ve ülkeleri bu ambargo sürecine dahil etmek için büyük gayretler sarf ettiklerini herkes dile getiriyor.