Yemen’deki işlerimizi yavaş yavaş bitiriyoruz. Bayram boyunca her taraf kapalı olduğu halde, sadece GAD çarşısının açık olması dikkatimizi çekiyor. Marib’de iki büyük GAD çarşısı varmış. En işlek çarşı burası ve bayram tatilinde, birçok market dahi kapalı iken; buranın hiç kapanmadığını öğreniyoruz. Burada GAD ağacının yeni çıkmış sürgünleri satılmaktadır.

GAD ağacının bu yeni çıkmış sürgünlerinin başındaki en nazik birkaç taze yaprağı ve sapı ağızda çiğnenmekte, yutulmadan yanak ile dişler arasında bekletilmektedir. Suyu süzülerek içilmekte, posası bekletilmekte ve yanaklar bu şekilde balon gibi şişirilmektedir. Birkaç saat bu şekilde bekletilen posa, daha sonra atılmakta, yerine yeni GAD yaprakları alınıp çiğnenmekte ve yanakta bekletilerek işlem bu şekilde sürekli olarak tekrarlanmaktadır.

Özellikle öğleden sonraları hemen herkes bunu tekrar edip durmaktadır. Sabahtan da başlayanlar varmış. Çarşıdaki esnaftan, yol kontrolündeki nöbet tutan askerlere kadar, kurban kesen kasaplardan, çarşıda görebildiğimiz herkesin yanakları GAD ağacı yapraklarından balon gibi şişkindi. Büyük bir demet maydanoz ebadında bir GAD yaprağı demetinin 3-5 dolar arasında bir fiyata satın alındığını öğrenince; bu yoklukta bu israfa bir anlam veremiyoruz.

Günde, birden fazla demet GAD yaprağının tüketildiği bu ülkede, bu anlamsız ve dehşet çelişkiyi bir yere oturtamıyoruz. Erkeklerin %70-80’ninin, kadınların %30-40’nın bu GAD yaprağını günlük olarak tükettiklerini belirtiyorlar. Bağımlılık yaptığını ama sarhoşluk vb. durumlara sebebiyet vermediğini müşahede ettik. Sabahtan akşama kadar yanımızda kurban kesen ve hepsi de GAD kullanan kasaplarda bir olumsuzluk görmedik. Dini olarak da bir sakıncasının olmadığına dair, âlimlerinin görüşünü açık bir şekilde ifade ettiler.

Dikkatimizi çeken bir diğer husus ise hemen herkesin silahlı olmasıydı. Birçoğunun omuzunda keleşi, şarjör yeleği dolu olduğu halde çarşıda, pazarda yürüdüğünü gördük. Bazılarında hem keleş hem tabanca hem de ‘cembiye’ vardı. Bu kadar yaygın bir şekilde, silah taşımak; iç savaşın sebebiyet verdiği bir sonuç mu? diye sorduğumuzda; bunun güvenlik endişesinden ziyade bir gelenek olduğu, güçlü ve savaşçı olmanın bir sembolü olduğunu söylüyorlar. Bu yoklukta bu duruma da bir anlam veremiyoruz.

Buradaki arabaların %99’nun Toyota marka olması da incelenmeye değer başka bir konudur. Nerdeyse yeni arabanın olmadığı buralarda, bu marka arabanın hemen her çeşidi var. Hatta bazı model ve çeşitleri ilk kez burada gördüm. Arabaların bakımsız, bazılarının kapısız ve camsız olması, neredeyse tamamının kaportalarının deforme olmuş olması, yokluk ve fakirlikle açıklanabilse; bir Toyota mezarlığını andırmaktan çok da uzak değil.

Yemen’de Kurban Bayramının 4. günü bütün işlerimizi bitirdik. Artık geri dönme vaktidir. Geri dönmekte pek kolay olmayacak gibi. Burada sadece dört yolcu uçağının olduğunu öğreniyoruz. Geri dönüş uçak biletlerimiz işe yaramıyor. Bazı arkadaşlarımız Umman üzerinden İstanbul’a dönmek üzere yola çıkıyorlar. Biz ise karayolu ile Suudi’nin Şarura kentine, oradan da uçakla Riyad-Cidde’ye, Cidde’den İstanbul’a geleceğiz.

Cidde’ye vardığımızda, ertesi gün İstanbul’a uçmak için 15 saatimiz var. Umreye niyet ediyoruz, Mekke’ye gidiyoruz. Akşam ezanı ile beraber Hz. Aişe validemizin mescidinde ihrama giriyoruz. Elhamdülillah, dünya gözüyle Kâbe-i Muazzama’yı görüyoruz. Tavafımızı yapıyoruz, yatsı namazını burada kılıyoruz. Safa ve Merve arası sa’yimizi tamamlıyoruz. Veda tavafını yapıp Kâbe’den ayrıldığımızda saat gece 01.00’i çoktan geçmişti. Mekke’den Cidde’ye, Cidde’den İstanbul’a gelmek için saat 04.30’ta yola çıkıyoruz.