Bismihi Teâlâ
Galiba çocukları teste boğmak bize özgü bir hâl aldı.
Neden?
Çünkü çocuğumuz iyi bir okula gitsin istiyoruz.
Bunun için kurslar, denemeler, etütler...
Çocukların omuzuna ağır bir yük bırakıyoruz.
Oyun gidiyor.
Sokak gidiyor.
Çocukluk gidiyor.
Bir öğrenciye sorun:
"LGS süreci nasıl?"
Cevap büyük ihtimalle tek kelime olur:
Çile.
Çünkü bu süreçte stres çok.
Kaygı çok.
Endişe çok.
MEB, eğitimde süreç odaklı bir anlayıştan söz ediyor.
Peki, uygulama öyle mi?
Asıl belirleyici olan yine sınav sonucu değil midir?
Daha 13-14 yaşındaki çocukları bir sınavla sıralıyoruz.
Bu ne kadar doğru?
Bir de okulları "nitelikli" ve "niteliksiz" diye ayırıyoruz.
Peki, bu ayrım, çocukların zihninde nasıl karşılık buluyor?
"Nitelikli okul" varsa, diğerleri nedir?
Bu bakış öğretmene de haksızlık değil mi?
Bir okulun tabelası üzerinden öğretmenin emeği ölçülür mü?
Sonuç ortada.
Kaygı artıyor.
Baskı artıyor.
Çocuk yoruluyor.
Aile yoruluyor.
Öğretmen yoruluyor.
Eğitim, yarışa dönüyor.
Oysa her çocuk aynı değildir.
Her çocuğun yolu da aynı olamaz.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Çocukları sınava mı hazırlıyoruz, hayata mı?
(Tüm yavrucaklarımıza sağlık, sıhhat ve muvaffakiyetler diliyorum)
Kalın sağlıcakla.