Deprem gibi büyük felaketler, sadece binaları yıkmaz; insanların karakterini, kurumların samimiyetini ve toplumun vicdanını da sınar. Kimin gerçekten millet için koşturduğu, kimin ise felaketi bir fırsata dönüştürdüğü zamanla ortaya çıkar.
Bugünlerde gündem, deprem döneminde adından çok söz ettirilen yardım kuruluşlarından biri hakkında yürütülen soruşturmalar. Sanatçı kimliğiyle tanınan ve İzmir marşını seslendirerek seküler ve laik çevrelerin yoğun desteğini alan malum kişinin başkanlığını yaptığı dernekle ilgili kamuoyuna yansıyan iddialar oldukça ciddi ve vahim. Elbette hukuk son sözü söyleyecektir ancak ortaya atılan iddiaların titizlikle araştırılması da bir o kadar önemlidir.
Bu gelişmeler, ister istemez Türkiye’yi, derinden üzen ve Asrın Felaketi olarak adlandırılan Şubat depremini hatırlatıyor. O günlerde Umut Kervanı, Yetimler Vakfı, İHO EBRAR gibi İslami yardım kuruluşları, binlerce gönüllüsüyle deprem bölgesinde canla başla çalışıyordu. Enkaz başında, yıkılan binaların molozlarında, aşevlerinde, çadır kentlerde... Kimi sıcak bir tas çorba dağıtıyor, kimi yetimlerin başını okşuyor, kimi yardımseverlerle ihtiyaç sahipleri arasında köprü oluyordu. Reklam için değil, Allah’a ve aziz millete karşı olan sorumluluk bilinciyle hareket ediyorlardı. Allah onlardan razı olsun.
Fakat aynı günlerde başka bir tablo daha vardı. Bazı televizyon ekranlarında ve sosyal medya mecralarında seküler tayfa tarafından adeta tek bir yardım kuruluşu parlatılıyor, bütün iyiliklerin adresi gibi gösteriliyor ve verilen IBAN numaraları ile yapılacak yardımlar için tek bir adres gösteriliyordu. Deprem bölgesindeki İslami STK’ların yaptığı binlerce faaliyet ve fedakârlık görmezden gelinirken, oluşturulan algıyla bir kahramanlık hikâyesi yazılmaya çalışılıyordu.
Dahası, sahada ter döken İslami sivil toplum kuruluşları haksız ithamlarla hedef gösteriliyor, kimi zaman da sistemli biçimde itibarsızlaştırılmaya çalışılıyordu. Gerçek emek verenler sorgulanırken, algıyla büyütülen balonlar göklere çıkarılıyordu.
Aradan zaman geçti. İslami STK’lar işlerini yapmaya, faaliyetleriyle halkın yanında bulunmaya devam etti. Kimseden teşekkür beklemeden… Allah çalışmalarını bereketli kılsın. Diğer taraftan ise bugünlerde deprem döneminde balonu şişirilen kimi yardım kuruluşu ve şahıslar hakkında çok vahim iddialar söz konusudur. Bugün konuşulan iddialar ve yürütülen soruşturmalar, o gün oluşturulan algının yeniden sorgulanmasını zorunlu kılıyor.
Eğer iddialar doğruysa, sadece maddi bir usulsüzlükten söz edilemez. Bu, insanların en saf duygularını, depremzedelerin umutlarını ve milletin emanetini istismar etmek anlamına gelir. Böyle bir vebalin hesabı yalnız hukuka değil, vicdanlara da verilemez. Mutlaka söz konusu iddiaların üzerine gidilmesi ve bugüne kadar derneğin faaliyetleri kapsamında toplanan her bir kuruşun hesabının sonuna kadar sorulması gerekir.
Sû-i misal emsal olmaz. Yanlış bir uygulama, başka bir yanlış uygulamaya dayanak olamaz. Bir yardım kuruluşunun yanlış yapması, tüm yardım kuruluşlarının yanlış yolda olduğu sonucunu ortaya çıkaramaz. Malum derneğin ve yöneticilerinin yapmış olduğu yanlış, bugüne kadar bütün imkânlarını seferber eden ve sırf Allah rızası için yardım faaliyetlerinde bulunan İslami yardım kuruluşlarına olan güveni zedelememelidir. Yardım duygusunu suiistimal edenlerin varlığı, samimiyetle ve ihlasla çalışan kurumların değerini gölgelememelidir. Unutulmamalı ki bu aziz millet, tarih boyunca zor zamanlarda en büyük gücünü infak kültüründen ve dayanışmadan almıştır. Dolaysıyla, kötü örnekler yüzünden ihtiyaç sahiplerine yardım elini uzatan İslami yardım kuruluşlarına sahip çıkmaktan vazgeçilmemelidir.
Bugün asıl yapılması gereken; algıyla parlatılanlar ile yaptıkları yardımlarla Allah’ın davasına hizmet etmeye ve bu topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan gönül erlerini birbirinden ayırabilmektir. Algıyla devasa yardım toplayanların ve sosyal medya postlarıyla büyüyenlerin değil, Allah için, millet için, mazlumlar ve mahrumlar için hizmet edenlerin kıymetini bilmek, bugün yapılması gereken en önemli iştir.