Günümüz dünyasında uluslararası hukuk artık kütüphane raflarında tozlanmaya terk edilmiş bir "eski zaman masalı" haline geldi. Amerika Birleşik Devletleri’nin dümendeki ismi Trump, kartlarını o kadar açık ve o kadar fütursuzca oynuyor ki, artık maske takma gereği bile duymuyor. Trump’ın dış politika manifestosu tek bir cümleden ibaret: "Benim hukukum, benim ahlakımdır; benim çıkarım, benim değerimdir."

"Ben, dinimden ve eşimden daha çok parayı severim" diyen bir adam ile karşı karşıyayız. Ve bu adam Dünya'yı yönetmeye tâlip.
Peki, nedir bu "kişisel ahlak" ve "değerler" dedikleri?

Tabloya bakın: Bir tarafta Amerika’nın göbeğinde, Minneapolis sokaklarında göçmen sanıldığı için infaz edilen masumlar, sınır hatlarında ailelerinden koparılan çocuklar ve kendi vatandaşının üzerine orduyu sürmekle tehdit eden bir yönetim... Diğer tarafta ise "İran halkının yanındayız. Yakın yıkın. Özgürlük yolda" diyen aynı Trump.

Kendi ülkesindeki polis şiddetini "Hukuk ve Düzen" (Law and Order) diyerek kutsayan Trump’ın, İran sokaklarındaki kaosu alkışlaması, dünya ile açıkça dalga geçmektir. Bu, bir insan hakları savunuculuğu değil; sadece Dünya'yı kaosa sürükleme matematiğidir.

İran’daki ayaklanmalara baktığımızda ise durum daha vahim bir hâl alıyor. Ekonomik sıkıntılarla sokağa çıkan kitlelerin yerini, camileri ateşe veren, kutsal değerlere küfreden ve devlet binalarını yağmalayan bir öfke sarmalı aldı. Trump’ın "yardım yolda" diyerek cesaretlendirdiği bu tablo, aslında bir halkın özgürleşmesi değil, bir toplumun genetik kodlarına saldırılmasıdır. Bu bir özgürlük hareketi değil bir nefret hareketidir.

Trump yönetimi için yanan camilerin veya küfredilen dini değerlerin bir önemi yok. Onlar için bu, sadece rakibini içeriden çökertmek için kullanılan birer enstrümandan ibaret. Venezuela’da oturduğu yerden başkan ilan eden zihniyet, bugün Ortadoğu’da kendi çıkarlarına hizmet eden diktatörlere sessiz kalırken, kendisine boyun eğmeyen coğrafyaları kaosa sürüklemeyi "değerler" ambalajıyla satıyor. Yarın İran için de kendini başkan ilan edecek.

Bugün uluslararası hukuk, Trump’ın %25’lik gümrük tarifeleri ve dolar hegemonyası altında eziliyor. DTÖ kuralları, BM kararları veya insani değerler; Trump’ın "Maksimum Baskı" ajandasında birer engel olarak görülüyor. Eğer bir diktatör Amerika ile iş birliği yapıyorsa "müttefik", eğer bir halk kendi değerlerini savunuyorsa "düşman" ilan ediliyor.

Sonuç olarak; Trump’ın İran hamleleri ne nükleer silahsızlanma ne de demokrasi kaygısı taşıyor. Bu, tamamen Amerikan hegemonyasını koruma adına yürütülen, içinde ne ahlak ne de hukuk barındıran bir bilek güreşidir. Kendi evindeki yangını görmezden gelip komşunun evindeki ateşe körükle giden bir anlayış, sadece İran’ı değil, küresel vicdanı da ateşe vermektedir.

Dünya bu tutarsızlığı görüyor, biliyor ama Trump için bunun bir önemi yok. Çünkü onun dünyasında "haklı olmak" değil, "güçlü olmak ve çıkar elde etmek" tek geçer akçe.