Tarih, tekerrürden ibaret bir aynadır derler; o aynaya bugün baktığımızda gördüğümüz şey, insanlık onurunun bir kez daha postallarla çiğnendiğidir. Dün, Nazi zulmünden kaçan Yahudilerin torunları, bugün ne yazık ki bambaşka bir barbarlığın faili ya da sessiz izleyicisi konumunda. Bu halkın bugünkü katil ve aşırı radikal yöneticileri, ellerindeki gücü küresel bir soykırım mekanizmasına dönüştürmüş durumda.

Bunun en somut, en çıplak ve en utanç verici yeni örneği, geçtiğimiz günlerde uluslararası sularda, tamamen hukuksuz bir şekilde alıkonulan Küresel Sumud Filosu’na yapılan barbarca saldırıyla bir kez daha gözler önüne serildi.

İçerisinde her milletten, her ırktan, her dinden sadece tek bir ortak paydada buluşan insanlar vardı: "Vicdan." Tek yükleri Gazze’deki mazlumlara ulaştırılacak insani yardımdı. Ne bir silahları vardı ne de gizli bir ajandaları. Tek suçları, dünyanın gözlerini kapattığı bir soykırım ve trajediye karşı Gazzelilerin yanında durmaktı.

Ancak uluslararası hukuku her an çiğnemeyi bir devlet politikası haline getiren katil israil, bu barışçıl filoyu açık denizlerde gasp etti. Aktivistleri korsan gibi kaçırarak Aşdod Limanı’na götürüldü. Limandan gelen görüntüler, modern dünyanın utanç vesikası haline bir kez daha geldi. Çoğu Türk vatandaşı olan aktivistler, zalim israil bayrakları asılmış çadırların altında, elleri arkadan ters kelepçeli, gözleri bağlı ve yüzüstü yerde çömelir pozisyonda saatlerce bekletildi.

Yüzleri maskeli polislerin ablukasındaki insanlara, hoparlörlerle yüksek sesle İbranice şarkılar dinletilerek psikolojik işkence uygulandı.
Yardım gönüllülerine yasal hakları olan sivil aktivistler gibi değil, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde adeta "savaş esiri" muamelesi yapıldı.
Bu organize kötülüğün limandaki baş konuğu ise şaşırtmadı. Katil israilin aşırı sağcı katil Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, aktivistlere yönelik bu aşağılık muameleyi yerinde izlemek, ateşe benzin dökmek için Aşdod Limanı’ndaydı. Kameraların karşısına geçip, "Terörizm destekçilerini işte böyle karşılıyoruz. israile hoş geldiniz" diyecek kadar pervasızlaşan bu zihniyet, aslında kendi acziyetini ve faşizmini dünyaya ilan ediyordu.

Barışı, yardımı ve insanı savunmayı "terörizm" olarak nitelemek, diktatörlerin ve işgalcilerin tarih boyunca sığındığı en eski maskedir. Ancak bu maske artık düşmüştür.

Dünün mağdurlarının, bugünün cellatlarına dönüştüğü kirli bir tarihsel kırılmaya tanıklık ediyoruz. Bugün Gazze'de yaşanan modern soykırıma, ablukaya ve kıyıma karşı gövdesini taşın altına koyan Sumud Filosu aktivistleri, çağımızın gerçek kahramanlarıdır.

Katil israil hükümeti, limanlarda ters kelepçeyle yere yatırdığı aktivistlerin bedenlerini esir alabilir ancak onların temsil ettiği küresel vicdanı asla kelepçeleyemez. Bugün Aşdod Limanı’nda yere fırlatılan, insanlık onurudur ve bu onuru çiğneyen işgalci israil hükümeti, tarihin sayfalarına kalıcı bir utanç lekesiyle, "soykırımcı, katil ve hukuk tanımaz bir güç" olarak çoktan kazınmıştır.

Bu barbarlığın en az limandaki sahneler kadar can yakan bir diğer boyutu ise, vatandaşları bu şekilde aşağılanan, egemenlik hakları uluslararası sularda hiçe sayılan devletlerin sergilediği derin sessizlik ve pısırıklıktır. Pasaportu çiğnenen, insanı ters kelepçeyle yere serilen ülkelerin liderleri, diplomatik koridorlarda cılız kınamaların ve bürokratik mırıltıların arkasına saklanmaktadır. Kendi vatandaşının onurunu, uluslararası sulardaki hakkını ve hukukunu "stratejik dengeler" ya da "siyasi çıkarlar" uğruna sahada koruyamayan, hak ettiği o sert ve caydırıcı tepkiyi veremeyen devletlerin bu acziyeti, en az işgalcinin zulmü kadar büyük bir utanç vesikasıdır. Vatandaşının izzetini koruyamayan bir iradenin, uluslararası arenada egemenlikten bahsetmesi beyhude bir retorikten ibarettir; çünkü devlet olmanın ilk şartı, kendi insanının haysiyetini dünyanın neresinde olursa olsun devasa bir kalkan gibi savunabilmektir.