Türkiye, siyasi bir rekabetin çok ötesinde, doğrudan doğruya bir beka ve milli güvenlik sınavıyla karşı karşıyadır. Ana muhalefet çatısı altında kümelenen yapı; artık belediye koridorlarından genel merkez katlarına kadar rüşvetin, şantajın, ihaleye fesat karıştırmanın ve casusluk iddialarının merkezi haline gelmiştir. Bu parti, kurumsal kimliğinden sıyrılarak adeta sistematik bir suç odağına dönüşmüş, hukuk nezdinde meşruiyetini yitirmiştir.

Özellikle son dönemde CHP’li belediyelerde üst üste yaşanan istifalar, buz dağının sadece görünen kısmıdır. Bu istifaların ardındaki gerekçeler incelendiğinde; yönetimdeki "laçkalaşma", liyakatsizlik ve kirli rant paylaşımlarına karşı duyulan infial açıkça görülmektedir. Kendi belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin dahi kaçarak uzaklaştığı bu yapı, millete hizmet üretmek yerine kendi içinde bir hesaplaşma ve talan mekanizması kurmuştur. Siyasi bir parti olma vasfını kaybetmiştir.

Özgür Özel ve etrafındaki dar kadro, bu çürümüşlüğü temizlemek yerine, süreci bizzat yöneten ve suça bulaşmış bu mekanizmayı ayakta tutan bir klik haline gelmiştir. Genel merkezden yerel yönetimlere kadar uzanan bu kadrolaşma, devleti ve milleti öncelemek yerine, karanlık pazarlıkların ve şaibeli itirafların öznesi olmuştur. Rüşvet skandalları ve itirafçı beyanlarıyla sarsılan bu yönetim anlayışı, Türkiye için artık taşınamaz bir yük, açık bir milli güvenlik tehdididir. Çünkü bu çürümüş yapı sirayet ettiği tüm devlet kurumlarını da çürütmüştür.

Daha da vahimi, bu yapının ahlaki çöküşü sadece mali ve idari suçlarla sınırlı kalmamış, otel odalarındaki gizli ilişkileri ve gayriahlaki iddiaları artık sokaktaki vatandaşın, milletin diline düşmüştür. Siyasetin haysiyetini ayaklar altına alan bu iddialar, söz konusu yapının toplumsal değerlerden ne denli koptuğunu ve nasıl bir bataklığa saplandığını tescillemektedir.

Hakkında açılan çok sayıda dava, yolsuzluk dosyaları ve hukuken temelden sakat olduğunu gösteren mutlak butlan gerekçeleriyle bu parti, demokratik bir aktör olma vasfını kaybetmiştir. Suç işlemek amacıyla bir araya gelmiş bir organizasyon görüntüsü veren, devletin mahremiyetine ve milletin malına göz diken bu yapının kapatılması, sadece bir hukuk gereği değil, Türkiye’nin geleceğini korumak adına atılması gereken kaçınılmaz bir adımdır. Devletin yargı organları, bu ağır tablo karşısında sessiz kalmamalı ve hukuk devletinin gereğini yaparak bu suç odağına dur demelidir. Kangren olmuş bu yapı, tüm bedeni sarmadan bir an önce vücuttan koparılmalıdır.