2500 yıl önce yaşamış Çinli general ve stratejist Sun Tzu şöyle der: "Kendisini ve düşmanını tanıyan bir ordu için zafer muhakkaktır. Kendisini tanıyıp düşmanını tanımayan bir ordu için galibiyet de mağlubiyet de ihtimal dahilindedir. Kendisini de düşmanını da tanımayan bir ordu içinse savaş felakettir."

ABD ve Başkanı Trump, İran'la girdikleri son savaşta ne kendilerini tam olarak tanıyorlar ne de İran'ı. Eğer bu kibir ve cehalet sarmalı devam ederse inşallah bu süreç onlar için bir felakete dönüşecek.

İki güç karşı karşıya geldiğinde her iki taraf da çatışmayı güçlü olduğu sahaya çekmeye ve kendi savaş şartlarını dayatmaya çalışır. Bir timsah ve aslan kavga ederse timsah aslanı suya, aslan da timsahı karaya çekmek ister. İran, ABD'yi su ve havadan ziyade karaya çekmeye çalışıyor. Şayet ABD savaşı karada kabul ederse büyük bir hüsran yaşayacaktır.

Filistin ve Lübnan'daki direnişi doğuran, besleyen ve devam ettiren asıl unsur siyonist rejimin işgal ve saldırılarıdır. Siyonist rejim Lübnan'ı işgal ettiğinde henüz Hizbullah yoktu. Filistin toprakları işgal edildiğindeyse Hamas ya da İslami Cihat gibi hareketler tarih sahnesine çıkmamıştı. Dolayısıyla işgal bitmeden direniş bitmez. Direniş var oldukça da mücadele devam edecektir.

İran durup dururken Körfez ülkelerine yönelmedi. İran'ın bu coğrafyaya yönelik hamlelerini kınamadan önce Körfez ülkelerinden İran'a yönelen tehditlerin durması gerekir. Bölgedeki ABD ve diğer emperyalist güçlere ait tüm hava, radar ve deniz üsleri kapatılmalı, askerleri sınır dışı edilmelidir. Eğer buna rağmen İran saldırılarına devam ediyorsa o vakit hep birlikte oturup bu durumu kınayalım.

İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ABD'nin dünyanın her yerinde bir dokunulmazlığı vardı. Kimse ABD bayrağının dalgalandığı, korumasının olduğu bir noktaya, bu bir kulübe dahi olsa saldıramazdı. Ancak son dönemdeki gelişmelerle bu caydırıcılık efsanesi sona erdi. Artık ABD hedef alınabiliyor, uçakları düşürülebiliyor, üsleri darmadağın edilebiliyor.

Yıllardır ABD uçak gemileri birer efsane gibi anlatıldı. Vurulamaz, batırılamaz denildi. Oysa bir saldırı olmadan bir geminin batıp batmayacağı anlaşılamaz. Ancak saldırı olunca vurulur ve batırılır. Batmasa bile denizin ortasında işlevsiz bir demir yığınına dönüşür, içindeki askerler lavabo ihtiyaçları için bile geldikleri yere geri dönmek zorunda kalırlar.

Dünyanın dört bir tarafında olduğu gibi İslam coğrafyasında da ABD üsleri var. Bu üslerin o ülkeleri koruyacağına inanılıyordu ya da birileri kendisini kandırıyordu. Görüldü ki bu üsler ev sahibi ülkeleri değil, yalnızca siyonist rejimi korumak için varlar. Esas emniyet ve güven ABD üslerinin olmadığı özgür topraklardadır.

Biz onlara Şii diyoruz, onlar bize Sünni diyorlar. Oysa düşman ayrım yapmadan hepimize Müslüman diyerek saldırıyor. Maduro ne Şii idi ne de Sünni, hatta Müslüman dahi değildi. Ancak ABD emperyalizmine boyun eğmediği için bir gece hanımıyla birlikte yatak odasından alınarak kaçırıldı.

Bir ülkeye, güce veya kişiye taraf olmak için pek çok insani ve İslami neden vardır: Mazlum olması, Müslüman olması, komşu veya akraba olması. İran hem Müslüman hem mazlum hem de komşumuzdur. Sınır bölgelerinde yaşayanlarsa birbiriyle akrabadır. Dolayısıyla safımızı belirlemek için birden fazla haklı gerekçemiz mevcut.

Siyonist rejim var olduğu müddetçe coğrafyamızda ne savaşlar biter ne de huzur ve barış gelir. Bugün her fert, her cemaat, her hareket ve her devlet kendi imtihanını veriyor. Allah istikametimizi muhafaza eylesin.