Allah, insanı ‘eşref-i mahlukat’ (yaratılmışların en şereflisi) olarak yaratmış, kendisine halife tayin ederek yeri, göğü ve içindekileri ona hizmetkar kılmıştır. Yeryüzünü ilahi direktifler doğrultusunda inşa, imar ve idare etmekle de yükümlü kılmıştır.
İnsanın huzurlu olabilmesi, yeryüzü ve içindekilerle uyumlu bir yaşam kurmasıyla mümkündür. Sadece kendisini düşünen bir insanın mutlu olması ve hayatını sağlıklı bir şekilde idame ettirmesi mümkün değildir.
Su kaynakları gereğinden fazla israf edildiğinde su kıtlığı çekilmekte; dere ve nehir yataklarına inşa edilen yapılar sel felaketiyle karşı karşıya kalmaktadır. Ormanlar bilinçsizce yok edildiğinde, insanlık oksijen kaynağından mahrum kalarak kirli hava teneffüs etmek zorunda kalmaktadır. Denizlerin dalga ve fırtınası hesaba katılmadan yapılan deniz taşıtlarının akıbeti ise denizin dibini boylamaktır.
Yaratıcı her canlıya bir yazılım (fıtrat) yüklemiştir. Her canlı o yazılıma uygun bir ortamda hayatını devam ettirir; orada doğar, beslenir ve yaşam mücadelesi verir. Bir balık karada yaşayamayacağı gibi, bir kara canlısı da suda yaşayamaz. Otçul bir hayvana et verilemeyeceği gibi, etçil bir hayvana da ot verilemez.
Bu yazılıma ve fıtrata aykırı davranıldığında sadece o canlı değil, bütün alem etkilenmektedir. Sonuçta o küçücük canlı, büyük kâinatın bir parçası, bir çarkıdır. Bu ahenk ve uyum içerisinde bir çatışma veya tenakuz (çelişki) doğduğunda, esas olan insanın maslahatıdır (faydasıdır). Hatta iki insan arasında dahi bir mücadele veya çatışma çıktığında, adalet üzere olan insanın maslahatı gözetilir. Nitekim Allah, “Kısasta sizin için hayat vardır,” buyurmaktadır.
İnsanoğlu yaşamını idame ettirmek için yıllarca milyonlarca hayvanı keserek ve doğada yetişen bitkileri tüketerek varlığını sürdürmüştür. Hayvanlara merhamet duygusuyla “hayvanlar ve bitkiler kesilmesin, yenilmesin” denilirse, insanoğlunun nesli tükenir.
Üstad’ın deyimiyle: “Allah’ın merhametinden fazla merhamet, merhamet değildir.”
Gelelim günümüzdeki köpek meselesine…
Türkiye’de sahipsiz altı buçuk milyon köpek var. Bu köpekler şehirlerimizde ve sokaklarımızda hiçbir engelle karşılaşmadan gruplar halinde geziyorlar. Doğal olarak insanlara, özellikle de çocuklarımıza saldırıyor; yaralanma ve ölümlere sebebiyet veriyorlar.
2022-2024 yılları arasındaki verilere göre; başıboş köpek kaynaklı olaylarda, yarısı çocuk olmak üzere toplam 107 kişi hayatını kaybederken 2.389 insanımız da yaralanmıştır.
Maalesef basında, medyada ve siyaset kurumlarında insandan çok köpek savunuculuğu yapanlar var; bu hayvanlar adeta bir koruma zırhına büründürülmüş durumda.
Türkiye’de 2025 yılında 150 milyon dolarlık köpek maması ihracatı gerçekleşmiştir; iç pazardaki pay ise yaklaşık 250 milyon dolardır. Türkiye’nin 2025 yılı toplam ihracatının 273,4 milyar dolara ulaştığı göz önüne alındığında, 150 milyon dolar çok küçük bir paydır. Buna rağmen bu köpek savunuculuğu, mama üreticilerinin gücünü, bütçesini, çapını aşan bir boyuttadır. Bütün bu para lobi çalışmaları için harcansa dahi bu etkiyi yaratmaya yetmez.
Bunun arkasında çok daha büyük küresel güçler ve sermaye odakları vardır. Amaç; köpek meselesi üzerinden ülkenin gündemini değiştirmek, toplumun sosyolojik kodlarıyla ve genleriyle oynamaktır. İnancımızı, aile yapımızı, gelenek ve göreneklerimizi ortadan kaldırmaktır.
Mütedeyyin bildiğimiz bazı siyasetçi ve akademisyenlerin bu lobiye hizmet etmesi, basında bu kadar yer bulması ve bazı siyasi partilerin kendi ilkelerini savunmaktan ziyade sözde köpek haklarını savunması asla tesadüf veya masumane bir durum değildir.
Köpek, köpekliğini bilmeli; insan da insanlığını… Dünya ve içindekilerin tümü insan için yaratılmıştır. Şayet birileri ‘eşref-i mahlukat’ olmayı bırakıp illaki köpek hizmetkârlığı yapmak istiyorsa buna diyecek bir sözümüz yoktur; yeter ki insanlarımıza zarar vermesinler.