"Sadelik imandandır."

Bu hadis, sadece güzel bir öğüt değil; ahir zaman Müslümanına tutulmuş ilahî bir aynadır.

O aynaya cesaretle bakabiliyor muyuz?

Bugün hepimiz kendimize şu soruyu sormalıyız:

Ne kadar sade yaşıyoruz?

Dolaplarımız ne kadar sade?

Evlerimiz ne kadar sade?

Düğünlerimiz ne kadar sade?

Hayatımız ne kadar sünnete uygun?

Yoksa biz de farkına varmadan, seküler dünyanın bize dayattığı gösteriş ve tüketim kültürünün bir parçası mı olduk?

Ne acıdır ki bugün birçok Müslüman, haramı terk etme konusunda hassasiyet gösterirken; gösterişi, lüksü ve israfı adeta hayatın vazgeçilmez bir parçası hâline getirmiştir.

Oysa Kur'an bizi açıkça uyarıyor:

"Yiyin, için; fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez." (A'râf: 31)

Dikkat edelim...

Allah, "israf etmeyin" demiyor sadece; "israf edenleri sevmem" buyuruyor.

Bu ne büyük bir ikazdır!

Bugün "İslami düğün" adı altında yapılan nice merasimlerde sünnetten çok, gösteriş konuşuluyor.

Nikâhtan çok organizasyon...

Bereketten çok bütçe...

Takvadan çok dekor...

İffetten çok kamera açıları...

Bir gecelik alkış uğruna yıllarca ödenecek borçların altına giriliyor. Gençler evlilikten önce değil, borçtan sonra yuva kuruyor.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise şöyle buyuruyor:

"Nikâhın en bereketlisi, külfeti en az olanıdır."

Bereket, gösterişte değildir.

Bereket, Allah'ın razı olduğu sadeliktedir.

Ne yazık ki bugün evlerimiz de aynı hastalığın pençesinde...

Bir zamanlar evler, secde kokardı.

Şimdi katalog kokuyor.

Bir zamanlar evlerin en kıymetli köşesi seccadenin olduğu yerdi.

Bugün ise misafir odasının dekorasyonu daha fazla konuşuluyor.

Kullanılmayan eşyalar, sırf moda değişti diye yenilenen mobilyalar, vitrin gibi dizilmiş salonlar...

Bütün bunlar bize şu soruyu sordurmalıdır:

Biz eşyaya mı hükmediyoruz, yoksa eşya bize mi hükmediyor?

Çünkü seküler hayat tarzı insanı kanaatkâr değil, tüketici yapar.

Tevazulu değil, görünür olmaya mecbur bırakır.

Mütevazı değil, dikkat çekici olmaya teşvik eder.

Oysa müminin ölçüsü beğenilmek değil, Allah'ın rızasını kazanmaktır.

Bugün sosyal medya da bu dönüşümün en güçlü araçlarından biri hâline geldi.

Yenilen yemek paylaşılmadan yenmiyor.

Yapılan düğün gösterilmeden tamamlanmış sayılmıyor.

Yardım bile bazen alkış almak için kayda alınıyor.

İbadet gizlenirken gösteriş sergileniyor.

Kalpler Allah'a değil, insanların beğenisine bağlanıyor.

İşte asıl tehlike budur.

Çünkü şeytan, insanı bir gecede değiştirmez.

Önce küçük tavizlerle başlar.

Gösteriş normalleşir.

İsraf sıradanlaşır.

Kanaat küçümsenir.

Tevazu zayıflar.

Sonra kalp katılaşır...

Nihayet insan, kaybettiği şeyi fark edemeyecek hâle gelir.

İşte bunun adı sekülerleşmedir.

Sekülerleşme sadece dini inkâr etmek değildir.

Dini, hayatın merkezinden çıkarıp dünyayı merkeze koymaktır.

İşte bugün en büyük mücadelemiz de budur.

Allah Resûlü'nün evi bunun tam tersiydi.

Hz. Âişe (r.anha) anlatıyor:

"Bazen iki ay geçerdi de Resûlullah'ın evinde ateş yanmazdı."

Buna rağmen o ev, insanlık tarihinin en huzurlu eviydi.

Çünkü huzuru veren eşyalar değil, Allah'ın zikriydi.

Halife Hz. Ömer (r.a.), dünyanın en büyük devletlerinden birini yönetirken yamalı elbiseyle dolaşıyordu.

Kudüs'e girerken devenin yularını kendisi çekiyordu.

Çünkü izzeti elbisesinde değil, imanındaydı.

Bugün ise marka etiketi büyüdükçe şahsiyet küçülüyor.

Ev büyüyor...

Kalpler daralıyor.

Masalar büyüyor...

Bereket azalıyor.

Gösteriş artıyor...

Huzur eksiliyor.

Ey Müslüman!

Unutma!

Bir ağacın kuruduğunu yapraklarından anlarız.

Yapraklar sararıyorsa köklerde problem vardır.

Bugün hayatımızdaki israf, lüks tutkusu, gösteriş ve tüketim çılgınlığı da iman köklerimizin zayıfladığını haber veren işaretler olabilir.

Öyleyse köklerimize dönelim.

Kur'an'a dönelim.

Sünnete dönelim.

Kanaate dönelim.

İhlâsa dönelim.

Çünkü kökü sağlam olmayan hiçbir ağaç ayakta kalamaz.

Ve unutmayalım...

Her insan kendi ağacını daha bu dünyada dikmektedir.

Kimisi dünyalık hırslarla onu kurutur.

Kimisi ihlâs, takva ve sadelikle büyütür.

Rabbim bizleri, iman suyuyla beslenen; kökleri Kur'an'a, dalları sünnete uzanan, meyvesi salih amel olan kullarından eylesin.

Belki de bugün yeniden hatırlamamız gereken en önemli hakikat şudur:

Sadeliğimizi kaybettiğimiz gün, sadece bir hayat tarzını değil; imanımızı koruyan en güçlü kalelerden birini de kaybetmeye başlarız.

Allah bizleri, gösterişin alkışına değil; ihlâsın huzuruna talip olan kullarından eylesin. Âmin.