Geçtiğimiz günlerde Batman'da gönüllere umut eken iki muazzam programa şahit olduk.

Bir tarafta yıllarını ilme adamış genç kızlarımızın icazet merasimi vardı. Kur'an'ın nuruyla yetişen, ilimle şahsiyet kazanan genç kızlarımız emeklerinin mükâfatını alıyor, ümmetin yarınlarına umut oluyorlardı.

Diğer taraftan Tesettür Seferberliği Platformu tarafından yüzlerce kız çocuğumuzun tesettüre ilk adımlarını attığı anlamlı bir program gerçekleştirildi. Küçük yüreklerin Allah'ın emrine sevgiyle, teslimiyetle yöneldiği, hayânın ve iffetin çiçek açtığı o manzara, mümin gönüller için tarifsiz bir sevinç vesilesiydi.

Fakat ne gariptir ki, bu güzellikler iffet ve haya düşmanlarını çok ciddi bir anlamda rahatsız etti.

Günlerdir sosyal medya platformlarında sürdürülen hakaretler, alaylar ve linç kampanyaları gösteriyor ki birileri yine İslam'ın hayat bulmasından huzursuz olmuş.

Aslında şaşırmıyoruz.

Çünkü bu ülkede kötülük normalleştiğinde kimsenin sesi çıkmıyor.

Çocuklar tüketim kültürünün nesnesi hâline getirildiğinde kimse rahatsız olmuyor.

İlkokul çağındaki yavrulara mezuniyet adı altında yapılan gösterişli ve anlamsız absürt programlar alkışlanıyor.

Mahremiyet sınırlarını zorlayan görüntüler özgürlük olarak pazarlanıyor.

Fakat söz konusu İslam ve Kur'an olunca...

Tesettürlü, iffetli nesiller yetiştirmeye gelince...

Birileri adeta öfkeye boğuluyor.

Çünkü mesele çocuklar değil.

Mesele özgürlük de değil.

Mesele kadın hakları hiç değil.

Mesele İslam'dır.

Mesele tesettürdür.

Mesele, Allah'ın emirlerinin toplumda görünür olmasından duyulan rahatsızlıktır.

Rahatsız oldukları şey başörtüsü değildir.

Rahatsız oldukları şey; başörtüsünün temsil ettiği teslimiyettir.

Rahatsız oldukları şey; Kur'an ile büyüyen nesillerdir.

Rahatsız oldukları şey; bütün saldırılara rağmen Müslümanların evlatlarını ilimle, ahlâkla ve iffetle yetiştirmeye devam etmesidir.

Bu nedenle öfkeleri çocuklara değil, onların taşıdığı değerlere yöneliktir.

Kinleri o masum yavrulara değil, İslam'adır.

Fakat tarih bize bir şeyi defalarca göstermiştir:

Hakikate karşı açılan hiçbir savaş, kazananını bulmamıştır.

Onlar kaybetmeye mahkumdur.

Dün başörtüsünü yasaklayanlar vardı.

Dün Kur'an'ın sesini kısmaya çalışanlar vardı.

Dün bu milletin değerleriyle kavga edenler vardı.

Bugün onların isimleri dahi hatırlanmıyor. Hepsi tarihin çöplüğünde eriyip yok oldular.

Zira Rabbimizin vaadi vardır. Hak gelince, batıl zail olmaya mahkumdur.

Dolayısıyla Allah'ın davası bütün engellemelere rağmen şerha şerha büyümeye ve yeni gönüller fethetmeye devam ediyor ve edecektir biiznillah!

Kur'an'ın diliyle söyleyecek olursak:

"De ki: Kininizle geberin!" (Âl-i İmrân: 119)

Bu, bir öfke cümlesi değil; hakikate düşmanlık edenlerin kendi nefretleri içinde tükenip gideceklerini haber veren ilahî bir hakikattir.

Nitekim Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de bizleri şöyle uyarmıştır:

"Öfke ve haset, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi kişinin amellerini yiyip bitirir."

İslam'a ve onun kutsallarına karşı kin besleyenler, aslında en büyük zararı kendilerine vermektedirler.

Çünkü nefret insanın karşısındakini değil, önce kendi kalbini yakar.

Haset başkasını değil, sahibini tüketir.

Öfke hedefini değil, taşıyanı yaralar.

Biz ise onların öfkesiyle değil, evlatlarımızın istikametiyle ilgileniyoruz.

Onlar kin kusmaya devam etsinler.

Biz ilim yetiştireceğiz.

Onlar karalamaya devam etsinler.

Biz şahsiyet yetiştireceğiz.

Onlar nefret üretmeye devam etsinler.

Biz Kur'an'ın aydınlığında yürüyen nesiller yetiştirmeye devam edeceğiz.

Çünkü gelecek; gürültü çıkaranların değil, değerlerine sahip çıkanların olacaktır inşallah!

Bu vesileyle bugün ve yarın sınava girecek olan tüm öğrencilerimize azim, başarı ve muvaffakiyetler dileriz.

Rabbim emek veren tüm öğrencilerimize zihin açıklığı versin!

Selam ve dua ile...