Üç gün sonra yani 16 Haziran 2026 Salı günü “Hicri Yılbaşı” ve Hicri takviminin ilk ayı olan Muharrem ayının ilk günüdür.

Hicri yılbaşı, İslam dünyasında sadece sıradan bir takvim yılı başlangıcı değildir. Bu mukaddes tarih, Müslümanların tarih sahnesine bağımsız bir ümmet olarak çıkışını simgeler.

Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), Mekke’den Medine’ye hicret etmesiyle İslam medeniyetinin, hukukunun ve İslam devletinin temellerini atmıştır. Bundan dolayı Hicret tarihi Müslümanlar için kutlu bir başlangıçtır.

İslam takvimi olan Hicri takvim, ayın dünya etrafındaki dönüşünü esas alır. Yılın ilk ayı Muharrem ayıdır. Kur'an-ı Kerim, ayların sayısının ve düzeninin Allah katındaki değerini şu ayetle açıklar: "Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dürüst ve doğru din budur..." (Tevbe: 36)

Muharrem ayı, bu ayette bahsedilen ve savaşmanın yasak olduğu dört "haram ay" (Eşhuru'l-Hurum) arasında yer alır. Bu yönüyle barışın, güvenin ve kutsallığın sembolüdür. Cahiliye döneminde dahi bu aylarda savaşa ara verilir, insanlar güven içinde Mekke'ye gelerek ticaret ve ibadet yaparlardı. İslam, bu ayların saygınlığını korumuş ve onlara manevi bir derinlik kazandırmıştır.

Resulullah (s.a.v.) döneminde Müslümanlar belirli bir takvim başlangıcı kullanmıyordu. Olaylar "Fil Vakası" veya "Ficar Savaşları" gibi büyük hadiselerle tarihleniyordu. İslam devletinin sınırları genişleyip resmi yazışmalarda karışıklıklar çıkınca, Halife Hz. Ömer (r.a) döneminde resmi bir takvim ihtiyacı doğdu.

Hz. Ali’nin (k.v) önerisi ve sahabenin ittifakıyla, İslam tarihinin kutlu başlangıcı olan Hicret, takvimin başlangıcı olarak kabul edildi.

Hicret, sıradan bir göç değil; zulümden adalete, esaretten özgürlüğe açılan bir kapıydı. Müslümanlar, Medine'de kendi hukuk, ekonomi ve sosyal sistemlerini kurarak Asr-ı Saadet dönemini başlattılar.

Hicri yılbaşının başladığı Muharrem ayı, Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından "Allah’ın ayı" olarak nitelendirilmiştir. (Müslim, Sıyâm, 202)

Hicri yılbaşında, yeni bir yıla girerken geçmiş tövbe ile temizlenmeli ve geleceğe salih amellerle hazırlanmalıdır. Ömür sermayesinin azaldığı bu günlerde her Müslüman nefis muhasebesini yapmalıdır.

Efendimiz (s.a.v.), "Ramazan’dan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem’de tutulan oruçtur" buyurmuştur. (Tirmizî, Savm, 40) Bu ayda tutulan oruçlar, kalbi dünyevi kirlerden arındırdığı için Müslümanlar olarak bu iklimi iyi anlamalıyız.

Muharrem ayının 10. günü olan Aşure günü, tarihte pek çok peygamberin darlık ve sıkıntılardan kurtulduğu mübarek bir gün olmuştur. Kaderin bir cilvesi olsa gerek Kerbela’da Hz. Hüseyin ve yarenlerinin de en acı günü oluverdi.

Evet, “Hicret” sadece geçmişte yaşanmış tarihi bir olay değildir; her çağa hitap eden evrensel mesajlar barındırır. Efendimiz (s.a.v) bir hadisinde, "Hakiki muhacir, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir" (Buhârî, Îmân, 4) buyurarak hicreti manevi bir boyuta taşımıştır. Bu bağlamda Hicri yılbaşı, Müslümanlar için günahlardan sevaplara, cehaletten ilme ve tefrikadan vahdete hicret etme iradesinin tazelenmesidir.

Hicri yılbaşı, Müslümanlar için sıradan bir kutlama günü değil, derin bir tefekkür ve manevi yenilenme zamanıdır. Hicret ruhu; kötülüğü, haramları ve tembelliği terk edip iyiliğe, adalete ve Allah'ın rızasına doğru yürümektir. Bu mukaddes zaman dilimi, ümmet bilincini diri tutmak ve İslam kardeşliğini pekiştirmek için en büyük vesiledir.