Bismihi Teâlâ

Tahlil, teşhis, tedavi...

Hayatın da eğitimin de değişmeyen üç basamağı.

Önce bakarsınız.

Sonra anlarsınız.

Daha sonra çare ararsınız.

Tahlil olmadan teşhis olmaz.

Teşhis olmadan tedavi olmaz.

Ama asıl mesele tedavidedir.

Zira çözümün uygulama yeri ora.

Hastalığın adını koymak marifet değildir.

Marifet, şifaya giden yolu bulabilmektir.

Bugün eğitim üzerine çok şey konuşuluyor.

Raporlar yazılıyor.

Toplantılar yapılıyor.

Şikâyetler sıralanıyor.

Doğrusu, sorunun nerede olduğu artık gizli değil.

Görünen köy kılavuz istemez.

Çocuklarımızın ve gençlerimizin hâline bakmak yeterlidir.

Bilgi var.

İmkân var.

Teknoloji var.

Fakat bunlara rağmen gönüllerde bir boşluk büyüyor.

Amaç bulanıklaşıyor.

İdealler küçülüyor.

İrade zayıflıyor.

İnsan yolunu kaybettiğinde önce yönünü değil,

anlamını yitirir.

İşte asıl tehlike de budur.

Bugün çocuklarımız yalnızca sınavlarla yarışmıyor.

Bir kültürle mücadele ediyor.

Bir kuşatmanın içinde büyüyor.

Telefonların ışığı arttıkça,

bazen gönüllerin ışığı azalıyor.

Ekranlar çoğaldıkça,

hakikate açılan pencereler daralıyor.

Modern dünyanın en büyük başarısı,

insanı kendisine yabancılaştırmasıdır.

Kendini unutan insanı yönlendirmek kolaydır.

Kimliğini kaybeden nesli sürüklemek daha da kolaydır.

Merhum Gazâlî'nin ikazı bugün de diri:

"Hak ile meşgul olmayanı batıl işgal eder."

Bu sebeple okul sadece bilgi verilen yer değildir.

Şahsiyet inşa edilen yerdir.

Karakterin mayalandığı yerdir.

Eğitim sadece meslek kazandırmak değildir.

İnsan kazandırmaktır.

Çünkü iyi mühendis yetiştirmek mümkündür.

İyi doktor yetiştirmek mümkündür.

Ama iyi insan yetiştiremezseniz,

diğerlerinin kıymeti eksik kalır.

Nesli korumak bir kurumun değil,

bir milletin vazifesidir.

Devletin de görevidir.

Ailenin de.

Öğretmenin de.

Hepimizin de.

Bugün ihtiyacımız olan şey,

teşhis üzerine yeni tartışmalar açmak değil;

tedavi üzerine samimiyetle düşünmektir.

Çünkü teşhis bellidir.

Soru şudur:

Tedaviye ne zaman başlayacağız?

Kalın sağlıcakla.