28 Şubat Cumartesi sabahı haydut devlet ABD ve terör rejimi, İran İslam Cumhuriyeti’ne saldırarak savaşın fitilini ateşlediler. Başta Seyyid Ali Hamanei olmak üzere çok sayıda üst düzey devlet yetkilisi ve komutanı şehid edildi.

Bu saldırı ile İslam rejiminin değiştirilmesi, ülkenin parçalanması ve siyon-emperyalist güçler karşısında İran’ın diz çöküp teslim olması amaçlandı. Ancak bu hesapları tutmadı ve Allah’ın izniyle hiçbir zaman da tutmayacaktır. İran’ın her türlü savaş ve işgal girişimine karşı yaptığı planlar anında uygulanmaya başlandı ve düşmanlarını şoke etti. İran’ın devlet yönetimiyle, askeriyle, devrim muhafızlarıyla ve en önemlisi halkıyla bir bütün olarak haydut ABD ve terör rejimine karşı birlik içerisinde direniş göstereceğini hesap edemediler.

Şubat ayının başında, “İran’a saldırmak ve girmek kolaydır ancak çıkmak zordur.” diye yazmıştım. Şimdi İran ABD’nin bölge ülkelerindeki askeri varlığı ve üsleri ile soykırımcı terör rejimine “Sadık Vaad 4 Operasyonu” ile ağır ve etkili darbeler vuruyor. İran güçleri karşısında aciz duruma düşen büyük şeytan ABD ve israil terör örgütü (İTÖ) büyük bir çıkmaza girmiş durumdalar. Bu zillet halinden kurtulmak için Gazze’de olduğu gibi sivil hedeflere, su ve enerji kaynaklarına yönelik alçakça saldırılar yapıyorlar. Diğer taraftan 2003 Irak işgalinde olduğu gibi birçok ülkeyi tehditlerle yanlarına çekip “koalisyon” olarak saldırılarına devam etmek istiyorlar. Bir de üslerinin bulunduğu bölge ülkelerini İran’a karşı kışkırtarak cepheyi genişletmek istiyorlar. Kısacası diğer ülkelere ‘gelin bataklıkta beraber batalım’ diyorlar. Bakalım kendini dünyanın kralı zanneden ABD’nin şizofren başkanı ve soykırım suçlusu katil Netanyahu’nun tehdit ve teklif tuzağına kimler düşecek?

Haydut ABD ve siyonist İTÖ, cepheyi genişletmek amacıyla İran yapmış gibi birçok ülkeye (Türkiye ve Azerbaycan da dahil) füzeli saldırı düzenlediler. Askeri ve istihbarat dilinde “sahte bayrak operasyonu” (gerçek faillerin kimliğini gizleyerek suçu başka bir tarafın üstüne yıkmak amacıyla gerçekleştirilen eylemler) yöntemiyle tezgâh saldırılar düzenlediler. ABD ve İTÖ’nün amacı her zaman yaptıkları gibi Müslümanlar arasında iç savaş çıkartarak, aradan sıyrılıp kirli emellerine ulaşmaktır. İnşallah hiç kimse bu oyuna gelmez.

Bu oyuna düşmeye teşne olanlara baş katil Netanyahu’nun iki ay önceki bir konuşmasını hatırlatalım: “Şu anda İran Şii radikal eksenini engelleme sürecindeyiz. Bir diğeri Sünni radikal eksendir. İran sonrası yönümüzü Sünni dünyaya çevireceğiz ve ekseni genişleterek İslam ile mücadele edeceğiz. Tüm İslam alemine sıra gelecek…”

Görüldüğü gibi siyon-emperyal zalimler için kendi planlarına engel gördükleri her ülkeyi ve milleti hedef alacaklar. Onlar için öldürecekleri ve yurtlarına el koyacakları Müslümanın Sünni veya Şii olmasının hiçbir önemi yoktur. Dillerinin ve kavimlerinin önemi olmadığı gibi. Onlar için en iyi Müslüman ölü ve boyun eğen Müslümandır.

Bugün saldırıya uğrayan İran Şii olduğu için saldırıya uğramıyor. Tıpkı Gazze’nin Sünni olduğu için soykırıma maruz kalmadığı gibi. Müslüman olmak ve İslam’a uymak saldırıya uğramak için yeterli bir sebeptir. İran, HAMAS başta olmak üzere İTÖ’ye karşı direniş cephesine destek verdiği, küresel emperyalizm ve dünya siyonizmine boyun eğmediği için hedef alınıp saldırıya uğruyor. Şah döneminde de İran Şii idi ancak ABD’nin kuklası idi ve makbul devletti. Azerbaycan da Şii’dir neden onu hedef almıyorlar? Bir düşünelim?

Durum bu kadar net iken ülkemizde “hoca ve akademisyen kılıklı” bazı fitneci tipler TV’lere çıkıp, ABD-İTÖ saldırganlığına ve İslam topraklarını işgaline tepki göstereceklerine; İran’ı ve Şiiliği hedefe koyup sözde “tarafsızlık” formülünü sunuyorlar. Bu tarafsızlık değil, bu siyon-emperyalistlerin kuklası olmaktır. Zulme rıza zulümdür. Zulme sessiz kalmak dilsiz şeytana dönüşmektir. Halkın desteğini kırmak için geçmişi ve ihtilafları körüklemek İslam düşmanlarına hizmet etmektir. Bu fitneci güruha kulak asmadan; ABD emperyalizmi ve siyonizm karşısında İran’a ve direniş cephesine destek olmalıyız. Gün birlik olma günüdür. Gün ırki ve mezhebi ihtilafları ve geçmişi gündeme getirerek ayrıştırma günü değildir. Müslümanlar arasında vahdet yerine ihtilafları gündeme getirenler sadece ABD ve İTÖ’ye hizmet ediyor.

İran’ın “varoluşsal tehdit” karşısında bu onurlu savaşı ve direnişi bize gösterdi ki, küresel zulüm düzeni artık çöküş trendine girdi. Tarihin doğru tarafında durmayanlar dünyada da ukbada da kaybedeceklerdir. Vesselam…