Bir insanın dünyada başarmayı istediği en önemli şeylerin başında meramını net bir şekilde anlatabilmek gelir.

Rabbimiz Rahman suresinin hemen başında; “allemehu’l-beyân - insana beyanı öğretti” buyurur.

Rabbimizin en büyük nimetlerinden birisi yarattığı insana beyanı, kendisini ifade etmeyi öğretmesidir, özellikle kimliğini net bir şekilde ibraz edebilmeyi öğretmesidir.

Sonra bunu örneklendirdi; “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ben Müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel sözlü olan kimdir?(Fussilet, 33)

Yine bir insan için mutlulukların başında; kendi meramını ve kimliğini birinci ağızdan, yani bizzat kendisinin ifade etmesidir.

Bu konuda bizi mahveden şeylerin başında bizim kim olduğumuzu başkalarının, üçüncü şahısların tarif etmesidir. Hele bir de söz konusu bu üçüncü şahıslar bizim düşmanlarımızsa vay halimize.

Yine bu konuda arzulanan şey; meramımızı, kimliğimizi çok net ve berrak bir şekilde, yanlış anlaşılmaya mahal bırakılmayacak bir şekilde ifade edebilmektir.

Gelelim yazımın başlığına. Aslında yarım asra yaklaşan bir zamanda karşılaştığım sorulardan birisi “İran hakkında ne düşünüyorsun?” sorusudur. Özellikle 7 Ekim 2023’ten ve şu savaştan sonra daha çok karşılaşıyoruz.

Sizi bilmem ama ben bu soruya şöyle cevap veriyorum:

İran hakkında Şeyh Ahmed Yasin ne düşünüyorsa,

Rantisi ne düşünüyorsa,

Yahya Sinvar ne düşünüyorsa,

İsmail Heniyye ne düşünüyorsa,

Salih Aruri ne düşünüyorsa,

Muhammed Dayf ne düşünüyorsa,

Ebu Ubeyde ne düşünüyorsa ben de İran hakkında aynen öyle düşünüyorum.

Yine İran hakkında merhum Erbakan Hoca ne düşünüyorsa,

Hatta Recep Tayyip Erdoğan İran hakkında ne düşünüyorsa ben de öyle düşünüyorum.

Evet, İslami kesimden bana yöneltilen soruya böyle cevap veriyorum, başka bir şey demiyorum, sözü hiç uzatmıyorum. Gördüğüm kadarıyla sesleri kesiliyor.

Selam ve dua ile.