Bugün bölgede şahitlik ettiğimiz tablo, sadece askeri bir geri çekilme veya diplomatik bir metin değildir.
"Yenilmezlik" putu, sarsılmaz sanılan o “güç kulesi” yerle bir olmuştur.
Gurur zilletle mağlup, direniş izzetle galip olmuştur.
"Dokunulmazlık" zırhı, direnişin sinesine çarparak parçalanmıştır.
Modern dünyanın teknolojik üstünlüğü, imanın ve sabrın karşısında diz çökmüştür.
Mazlumların ahı, gökyüzünde asılı kalmamış; birer ebabil olup kibir kulelerinin tepesine inmiştir.
Sadece İran değil; tüm bir ümmet kazanmıştır.
Sadece ABD / israil değil; tüm bir küfür kaybetmiştir.
Bu ilahi bir lütfun yanında tarihi bir eşik noktasıdır.
Masaya giden yol, beklenildiği gibi tek taraflı bir dayatma olmadı. Aksine, o masa bir mecburiyetin ürünü olarak kuruldu.
Güçlü olan, keyfi yerindeyken masaya oturmaz.
Mecbur kalan oturur.
Rabbimiz, Kelam-ı Kadim’inde bizlere bu zihniyetin kodlarını çok net vermiştir. Onlar, güç ellerindeyken yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktan, ahitleri bozmaktan ve zayıf gördüklerini ezmekten çekinmezler. Bu, sadece bugünün meselesi değil, genetik bir kibrin tarihsel dışavurumudur. Anlaşmak, onlar için ancak bir "mecburiyet" limanıdır; fıtri bir erdem değil.
Yıllardır süregelen o Siyonist zihniyetin lügatinde "barış" yoktur; sadece güç yetiremediği yerde taktiksel bir duraksama vardır. Bugün eğer masaya oturulmuşsa, bu bir lütuf veya siyasi bir deha değil, cephede alınan ağır yaranın, sarsılan menfaat putlarının ve darmadağın olan özgüvenin sonucudur.
Bugün ortaya çıkan anlaşma, bir “uzlaşı” değil; bir zorunluluğun imzasıdır. Yıllardır yukarıdan bakan bir aklın, ilk kez dengeyi kabul etmek zorunda kalışıdır. Bu yüzden bu metin, sadece diplomatik değil; aynı zamanda psikolojik bir yenilginin kaydıdır.
Bu yapı için en kutsal şey, kendi konforları ve "yenilmez" imajlarıdır. Ne zaman ki bu imaj çizilir, ne zaman ki o sahte tanrıları olan "menfaatleri" tehlikeye girer, işte o zaman dünyayı ayağa kaldırıp "anlaşma" çığlıkları atarlar.
İşte bu anlaşmaya böyle varıldı.
Ve bununla beraber bir eşik geçildi.
Bir algı yıkıldı. Bir kibir kırıldı.
Artık kimse eskisi kadar dokunulmaz değil.
Artık hiçbir güç, kendini sorgulanamaz sanamaz.
Ve belki de en önemlisi:
Artık masa, sadece güçlülerin değil; direnenlerin de konuşabildiği bir yer hâline geldi.
Bu, bitiş değil elbet. Ama kesinlikle bir kırılmadır.
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak yani.