Ey Anneler!
Ey Babalar!
Dikkat edin! Nesillerimiz dijital çağın karanlığında kaybolup gitmesin!
Bir zamanlar anneler çocuklarına pencereden seslenerek eve çağırırdı.
"Akşam oldu evladım, eve gel..."
Bugün ise çocuklarımızı çağıracak bir sokak yok. Çünkü onlar artık evin içindeler... Ama ne yazık ki gönülleri evde değil.
Aynı çatının altındayız; fakat aynı dünyada yaşamıyoruz.
Aynı sofraya oturuyoruz; ama gözler birbirine değil, avuçlarımızdaki ekranlara bakıyor.
Aynı evde yaşıyoruz; fakat birbirimize yabancılaşıyoruz.
Modern çağ, evlerimize konfor getirdi; fakat huzuru götürdü. Teknoloji bilgiyi parmaklarımızın ucuna taşıdı; fakat çocuklarımızın masumiyetini de görünmez bir kuşatma altına aldı.
Bugün evlatlarımızın odasına kapıyı çalmadan giren misafir; internetin sınırsız dünyasıdır. O misafirin kim olduğunu, ne öğrettiğini, hangi zehri hangi renkle sunduğunu çoğu zaman bilmiyoruz.
Kur'ân-ı Kerîm bu tehlikeyi asırlar öncesinden bize şu ilahî ikazla hatırlatıyordu:
"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun." (Tahrîm: 6)
Allah Teâlâ bize sadece çocuklarımızı doyurmayı değil, onları korumayı da emrediyor. Sadece bedenlerini değil; kalplerini, zihinlerini ve imanlarını da...
Bugün birçok anne-baba evladının odasına internet bağlatıyor; ama gönlüne Kur'an bağlayamıyor.
Telefonunun modelini biliyor; fakat arkadaş çevresini bilmiyor.
Ekran süresini görüyor; fakat kalbinde hangi düşüncelerin büyüdüğünü göremiyor.
Ne acı bir çelişkidir ki...
Çocuklarımızın telefonunun şarjı yüzde yirmiye düşünce telaşlanıyoruz; fakat imanının gücü her geçen gün tükenirken aynı endişeyi taşımıyoruz.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor:
"Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz." (Buhârî, Müslim)
Çoban sürüsünü kurttan korur.
Peki biz çocuklarımızı görünmeyen kurtlardan koruyabiliyor muyuz?
Bugünün kurtları artık dağlarda dolaşmıyor...
Avuç içlerine sığıyor.
Bir ekranın içinde sinsice dolaşıyor.
Bir videonun arasına gizleniyor.
Bir oyunun seviyeleri arasında pusuda bekliyor.
Bir sosyal medya paylaşımının satır aralarında çocuklarımızın değerlerini çalmaya çalışıyor.
Bir eğitimcinin anlattığı hadise hafızalara kazınacak cinstendir.
Ortaokul çağındaki bir öğrenciye öğretmeni, "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diye sorar.
Çocuk başını öne eğer ve şu cevabı verir:
"Hiçbir şey olmak istemiyorum öğretmenim... Sadece ünlü olmak istiyorum."
İşte dijital çağın en ağır faturalarından biri budur.
Eskiden çocuklar âlim olmayı, doktor olmayı, öğretmen olmayı hayal ederdi.
Şimdi ise tanınmayı, izlenmeyi ve alkışlanmayı başarı zannediyor.
Çünkü ekranlar onlara "değerli olmayı" değil, "görünür olmayı" öğretiyor.
Oysa Rabbimiz buyuruyor:
"Allah katında en üstün olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır." (Hucurât: 13)
İnsanın değeri takipçi sayısıyla değil, takvasıyla ölçülür.
Beğeni sayısıyla değil, Allah katındaki kulluğuyla değerlendirilir.
Bir başka acı manzara...
Bir baba, küçük oğluna son model telefon almıştı.
"Benim çektiğim sıkıntıları çekmesin." diyordu.
Aradan yıllar geçti.
Oğlunun bütün isteklerini yerine getirmişti.
Fakat bir gün oğlunun odasının kapısını çaldığında içeriden şu cümleyi duydu:
"Bir dakika baba, oyundayım..."
O baba o gün şunu fark etti:
Evladına her şeyi vermişti...
Ama kendisini verememişti.
Çocuklarımızın bizden en çok istediği şey pahalı hediyeler değildir.
Birlikte edilen bir kahvaltıdır.
Beraber kılınan bir namazdır.
Dinlenen bir derdidir.
Başını yaslayacağı güvenli bir omuzdur.
Unutmayalım...
Evlatlarımızın karakterini internet değil, biz inşa etmeliyiz.
Vicdanını algoritmalar değil, vahiy şekillendirmelidir.
Kalbini ekranların mavi ışığı değil, secdelerin nuru aydınlatmalıdır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:
"İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit." (Buhârî)
Bugün çocuklarımızın boş vakti ekranlara emanet edilmiştir.
Boş bırakılan kalpler ise hakikatle dolmazsa, mutlaka başka şeylerle dolar.
Ey anne...
Ey baba...
Evladının elinden telefonu almak tek başına çözüm değildir.
Elinden tutmayı da bilmelisin.
Onunla konuşmalısın.
Onunla yürümelisin.
Onunla Kur'an okumalısın.
Çünkü çocuk, nasihatten önce örnek ister.
Ve unutmayın...
Bir medeniyet önce evlerinde çöker.
Sonra sokaklarında...
Sonra meydanlarında...
Eğer bugün evlatlarımızın kalbini Kur'an'la dolduramazsak, yarın başkaları onları kendi karanlıklarıyla dolduracaktır.
Henüz vakit varken...
Evlerimizi yeniden vahyin sesiyle buluşturalım.
Sofralarımıza muhabbeti geri getirelim.
Çocuklarımızı ekranların önüne değil, secdelerin huzuruna yönlendirelim.
Çünkü kaybettiğimiz sadece zaman değildir.
Kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuz şey, bir nesildir.
Ve nesiller kaybolursa, geleceği hiçbir teknoloji kurtaramaz.
Rabbim nefsimizi ve neslimizi dijital çağın şerrinden muhafaza eylesin inşallah!
Selam ve Dua ile...