HÜDA PAR'ın okullarda karma eğitim zorunluluğunun kaldırılmasına yönelik Meclis'e sunduğu kanun teklifi, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Uzun zamandır bu konunun tartışılması gerektiğini düşünen birçok kişi, söz konusu teklif sayesinde görüşlerini daha rahat dile getirme fırsatı buldu.

Peki, karma eğitim zorunluluğunun kaldırılması toplumsal bir hak mıdır?

Türkiye'de karma eğitim uygulaması uzun yıllardır devam etmekle birlikte, zorunlu hâle getirilmesi 2000-2001 eğitim öğretim döneminde uygulanmaya başladı. Ancak karma eğitimi uzun yıllar tecrübe eden bazı ülkeler, “karma eğitimi yüzyılın pedagojik hatalarından biri" olarak nitelendirmektedir.

Ülkemizde ise bu uygulamaya geçilirken yeterli bilimsel tartışmaların yapılmadığı, eğitimcilerin görüşlerinin yeterince alınmadığı ve muhtemel fayda ile sakıncaların kapsamlı biçimde değerlendirilmediği yönünde sert eleştiriler var. Dönemin en önemli gerekçelerinden biri ise "irticai gelişmelerin önlenmesi" olarak ifade edilmiştir.

Oysa; Rusya, Almanya, ABD ve Güney Kore gibi ülkeler karma eğitim uygulamasını yeniden gözden geçirme ihtiyacı duydular?

Örneğin ABD'de, 1990'lı yıllardan itibaren yalnızca kız öğrencilerin eğitim gördüğü okul ve kolejlerde akademik başarının dikkat çekmesi üzerine tek cinsiyetli eğitim veren okul sayısı artırılmıştır. Bugün yüzlerce okul bu modeli uygulamakta, birçok okul da bu sisteme geçebilmek için resmi makamlara başvurmaktadır.

Benzer şekilde Almanya'da da karma eğitim zorunluluğu konusunda yeni uygulamalara geçilmiş, okul türlerine ve eğitim ihtiyaçlarına göre yüzlerce okul karma eğitimden çıkmış ve farklı modeller benimsenmiştir.

Aynı şekilde Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından eğitim sisteminde yaşanan sorunlara çözüm arayan Rusya ise bazı devlet okullarında pilot uygulama olarak kız ve erkek öğrencilerin ayrı eğitim gördüğü modeli denemiştir. Elde edilen sonuçların beklentilerin üzerinde bir başarı olduğu görülünce çok sayıda kız ve erkek okullarının ayrılmasına geçilmiştir.

Bu örnekler, tek tip eğitim modelinin her ülke için zorunlu olmadığını ve eğitim politikalarının toplumların ihtiyaçlarına göre şekillenebileceğini göstermektedir.

Türkiye'de ise karma eğitim zorunluluğu uzun yıllardır “çağdaşlığın!vazgeçilmez bir unsuru olarak gösterilmiştir. Buna karşılık kız ve erkek öğrencilerin ayrı okullarda eğitim görmesini savunanlara yönelik eleştiri yalnızca “muhafazakârlık” kimliği üzerinden değerlendirilmekte, bu nedenle konu sağlıklı biçimde tartışılamamaktadır.

Ebetteki muhafazakâr aileler, kız çocuklarının ayrı okullarda eğitim görmesini akademik başarının yanında; ahlaki değerlerin, mahremiyetin ve aile hassasiyetlerinin korunması açısından da önemli görmektedir. Ayrıca bazı ailelerin karma eğitim nedeniyle kız çocuklarını okula göndermekte tereddüt yaşadığı da bilinmektedir Bu nedenle, farklı eğitim modellerinin sunulmasının eğitimde “fırsat eşitliğini” artırabileceği bir gerçektir.

Sonuç olarak, devletin eğitim sistemi, toplumun farklı beklenti ve ihtiyaçlarını dikkate almalıdır. Karma eğitimin zorunlu olması yerine, isteyenlerin karma eğitimi, isteyenlerin ise kız ve erkek öğrencilerin ayrı eğitim gördüğü okulları tercih edebilmesine imkân tanınmasıdır. Bu çerçevede HÜDA PAR'ın sunduğu kanun teklifinin, eğitim özgürlüğü ve tercih hakkı açısından geniş bir toplumsal huzura zemin hazırlayabileceği şüphesizdir. Eğitim politikalarının ideolojik tartışmalardan uzak, bilimsel veriler ve toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda ele alınması, eğitim sisteminin gelişimine katkı sağlayacaktır.