ABD’nin jöle kafalı savaş bakanı Hegseth birkaç gün önce İran ve Afganistan hakkında sorulan bir soru üzerine oldukça sert bir cevap vermiş ve bakış açılarını net bir şekilde ortaya koyarak cesur bir şekilde şöyle demişti;
“Onlar bizim düşmanımızdır. İster Sünni ister Şii olsunlar!”
“İslamcı düşmanı adıyla çağırın. İster Sünni ister Şii olsun. Çünkü bu bir Şii Rejimi olsa da İran hem Sünni hem Şii grupları Amerikalıları öldürmek istedikleri sürece desteklemeye hazırdır!”
Dost- Müttefik edebiyatı yapanların kulağına küpe olur mu bilinmez ama kişi düşmanlığını bundan daha net nasıl anlatabilir ki?
Birçok ülkede aniden ekranlara çıkıp İran’ın Şiiliği konusunu gündeme getiren sözde hocalar, sözde analistler ve devlet adamları Ehl-i Sünnet adı altında İran’a karşı tehdide varan söylemler geliştirirken, toplumda aynen şu şekilde anılır oldular;
Bunlar ya ETKİ AJANIDIR YA DA AHMAK!
TV şovmeni saçı jöleli Evangelist Hegset açık ve net bir şekilde düşmanlık cesaretini ortaya koyarken cevabın sadece Direniş Cephesi’nden gelmesi ilginç değil mi?
Hatırlanacağı üzere ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson da İslam’a hakaret ederek şöyle demişti:
“israili haritadan silmek istiyorlardı ve bizi de ortadan kaldırmak istiyorlar. Onlara göre en büyük şeytan biziz. Sapkın bir din anlayışları var. Onları yatıştırmanın yolu da yok.”
Bu açık söylemlere rağmen İslam Dünyası sus pus.
Sözde hocalardan ses yok.
Bu konuda Libya Müftüsü Sadık el-Geryani’nin tutumu istisna ve iftihar oldu.
Geryani, yayınladığı şer’i fetva ile tüm Müslümanları ABD ve işgalci israilin saldırıları karşısında İran’a destek olmaya çağırdı. Geryani, mevcut çatışmanın dini ve akidevi bir sorumluluk yüklediğini belirterek şöyle diyor:
"Kur'an-ı Kerim'in hükümleri, Müslümanlar ile gayrimüslimler arasındaki bir savaşta tarafsız kalmayı tanımaz. Müslümanlara yardım etmek ve onların yanında yer almak, inancımızın (akidenin) açık bir gereği ve vaciptir."
Geryani daha önce de Aksa Tufanı hakkında direnişi öne çıkaran fetvalar yayınlamış ve Müslümanları Gazze konusunda duyarlı olmaya çağırmıştı.
Geryani gibi bir kısım İslami Cemaat ve yapı dışında kimseden ses çıkmaması utanç vesikası değil mi?
Herkes ilginç bir şekilde Körfez ülkeleri ile ilgili konuşarak yaşanan korkaklığı ve zilleti orayla sınırlı tutuyor.
Oysa zillet birkaç Emirlik ile sınırlı değil. Hatta BAE denilen Siyonist ihanet şebekesini ayrı tutarsak diğer küçük Emirliklerin (Katar- Kuveyt- Bahreyn) askeri güçlerinin ve iradelerinin olmadığı rahatlıkla söylenebilir.
Bölgenin kudretli (!) 12 ülkesi Riyad’da toplanıp İran’ı kınıyor. Hani saldırganları da kınasalar bir nebze insanların içi rahatlayacak. Ama nerede? Kınanan sadece saldırıya uğrayıp lideri katledilen, çocukları vahşice öldürülen ve yurdu harabeye çevrilen mağdur taraf...
Bu kınama insanın beynini yakıyor adeta!
Mezhep olayını bahane edip İran’a salvo yapan Haçlı-Siyonist saldırganlığına hiç ses çıkar(a)mayanlar hala hangi yüzle şecaat dersleri verebiliyor anlaşılır gibi değil.
Kendisi de bir Arap ve Sünni olan 'HAMAS Siyasi Büro’dan Musa Ebu Merzuk şu haklı tespiti yapıyor:
“Araplar; gücün nasıl bir izzet olduğunu ve kendi silahını kendin ürettiğinde masayı düşmanın başına nasıl yıkabileceğini İran'dan öğrensin. Milyarlarca dolar harcayıp nasıl kullanacağını bile bilmediğin silahları satın alarak değil.
İran, İslam dünyasını izzete taşıyor. Diğerleri ise İslam halklarını koyun sürüsü gibi yaptı. Hüseyin'in evlatları ile Epstein'ın emirleri arasında büyük bir fark var...”
Sonuçta, bir yanda Geryani ve Marzuk gibi Hüseyni çizgide yürüyüp izzeti kuşananlar bir de Kudüs’ün tek umudu, Direniş Ekseni’nin ana lokomotifi olup Ümmetin izzetini temsil eden İran için Haçlı- Siyonist Epstein artıklarına yalvarıp “işini bu defa bitirin!” diyen BAE’li bazı yetkililerin zillet kokan duruşu!
Hakkın nezdinde ve insanlık vicdanında izzetin zillete galip geleceği muhakkak iken;
Bu iki saftan hangisinde bulunmak istersiniz?