Mübarek Ramazan ayını ve bayramını; Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’da devam eden katliamlar ve soykırımın yanı sıra 28 Şubat’ta haydut devlet ABD ve siyonist terör rejiminin İran’a yönelik saldırıları ile buruk geçirdik.
İran, haçlı-siyon ittifakı saldırılarında darbe almasına rağmen gösterdiği direnç ve misilleme saldırıları ile hem dünyayı hem de İslam düşmanı saldırganları bozguna uğrattı.
İran’a saldırı ve rejim değişikliği planları tutmayan, aksine İran halkı ve yönetimin birliğinin pekişmesi ile bekledikleri başarıyı elde edemeyen özellikle haydut ABD yönetimi, bir taraftan aracı ülkelerle müzakere kanallarını devreye sokup “onurlu bir çıkış” yolu arıyor. Bir taraftan da terör rejimiyle birlikte bölge ülkeleri arasında fitne ateşini körükleyip “mezhep savaşları” çıkarmaya çalışıyor. Neyse ki bu oyun ve tehlikenin farkında olan yöneticilerimiz var.
Geçtiğimiz perşembe günü AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tehlikeye ve oyuna işaret ederek önemli açıklamalarda bulundu. Erdoğan: “27 gündür hiçbir ilke, değer, norm gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın, Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı? Bakınız tüm samimiyetimle soruyorum, mezheplerimiz, kökenlerimiz farklı olsa da coğrafyamızın dört bir yanında akan kanlar bizim değil mi?” diye konuştu. Cumhurbaşkanı bu açıklamasıyla, kendilerini hükümete yakın gösterip saldırganlar yerine, İran’ı çeşitli bahanelerle hedef alan kişi ve kesimlere de cevap vermiş oldu.
İstanbul'da 27-28 Mart'ta gerçekleştirilen STRATCOM Zirvesi'nde konuşan MİT Başkanı İbrahim Kalın da aynı minvalde önemli açıklamalar yaptı.
Terör rejimi konusunda net ve sert açıklamalar yapan ülkemizin lider ve yöneticilerinden konu ABD’ye gelince maalesef aynı tavrı göremiyoruz. Haydut devlet ABD’ye karşı daha dikkatli ve biraz da çekinceli bir dil kullandıkları dikkatimizden kaçmıyor.
ABD ve siyonist işgalciler aradan geçen bir aya rağmen somut bir başarı elde edemeyince; tıpkı Gazze’de yaptıkları gibi İran ve Lübnan’da sivil hedeflere, enerji ve altyapı tesislerine saldırarak başarılı bir savaş yürüttüklerini ispat etmeye çalışıyorlar ama nafile. Bombalar altında meydanlara çıkan bir halkı yenemezler. Halklar uyandı artık. İran’da değil inşallah ABD ve terör devletinde rejim değişecektir.
Dünya kamuoyu İran savaşına odaklanmışken Gazze’de soykırım sözde ateşkese rağmen gözden ırak bir şekilde devam ediyor. İran’a bakarken Gazze ve Batı Şeria’yı unutmayalım ve takipte kalalım. İşgalcilerin Lübnan’da kara saldırısı planları Hizbullah duvarına çarptı ve ağır kayıplar veriyorlar. Buna rağmen kirli planlarından ve işgali genişletme düşüncelerinden vazgeçmiyorlar.
Dünya halkları ve Müslümanlar olarak siyonizm, Epstein çetesi ve Evanjelik sapkın zihniyetlerin tehlikesinin tam olarak farkında olmalıyız. Tehlikeyi şizofren ve sapkın-narsist iki sözde lidere indirgeyerek olayı okumaya çalışırsak yanılırız. Sorun Netanyahu ve Trump’ın kişiliklerinden değil, siyonizm ve Evanjelik proje ve sapkın inanışından kaynaklanıyor. Bu ikisi ortadan kaldırılırsa bile sorun çözülmeyecek. İnsanlıktan çıkmış bu canavar ruhlu katillerin İslam’a, İslam ümmeti ve insanlığa düşman oldukları şuurunda olarak tehlikenin farkında olalım. İslam ülkeleri ve mazlum halklar olarak ihtilafları bir kenara bırakarak güçlerimizi birleştirip katiller sürüsüne fırsat vermeyelim. ‘Yenilmezler’ şeklinde dünyada oluşan algı ve ezber 7 Ekim Aksa Tufanı direnişi ve İran savaşı ile iyice bozuldu.
Bu savaş sonunda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, büyük kırılma olacak ve dünyada yeni bir düzen kurulacak. Nasıl ki; 1. Dünya savaşından sonra cemiyet-i akvam, 2. Dünya savaşından sonra bugünkü Birleşmiş Milletler ve dünya düzeninin kurulması gibi bu savaştan sonra da küresel zulüm düzeni yıkılacak ve inşallah İslam’ın hâkim güç olduğu yeni dünya düzeni kurulacaktır. Vesselam…