ABD’nin İran’a saldırmasıyla gelişen savaş ve süreç, farklı evrelerde ve şekillerde devam etmektedir. Bu çatışma hali sadece iki tarafı değil, bütün ümmet coğrafyasını, hatta bütün dünyayı etkilemektedir. Çin’deki Li, Avrupa’daki Hans, İstanbul’daki Mehmet, Diyarbakır’daki Şeyhmus da bu krizden etkilenmektedir. İnsanların cebini ve ticaretini doğrudan etkilemektedir.
Yılan hikâyesine dönen müzakereler sonucunda, her iki tarafın da açıklamasıyla bir mutabakata varılmıştı. Artık bir sonraki süreç konuşulmakta idi. Ama maalesef ABD’nin tek taraflı olarak anlaşma maddelerine uymaması, gücüne ve kuvvetine güvenerek kabadayılığına devam etmesiyle mutabakat sadece sözde kaldı. Aynen Gazze’de Ekim 2025’te sözde yürürlüğe giren ateşkes gibi. ABD ve Siyonist rejim, "Sen anlaşmaya harfiyen uyacaksın ama benim uyma zorunluluğum yoktur" demeye getirmektedir.
Gazze’de sözde ateşkes var, mutabakat var; ama her gün Filistinlilere yönelik suikastlar düzenleniyor. Ekim 2025’ten bu yana 1000 şehit verildi. Siyonist rejim, "sarı hat"tın gerisine çekilmedi. Gıda ve acil ihtiyaçlardan oluşan günlük 600 tır Gazze’ye girmemekte. Gelen yardımlar da besin değeri yüksek olanlar değil, abur-cubur türünden yiyecekler.
Yakıt çok sınırlı girmekte. İlaç çok cüzi ve gerekli olanlar değil, sadece pansuman olacak nitelikteki ilaçlar. İnşa için gerekli olan çimento, demir ve seramik malzemelerinin girişine izin verilmiyor. Bütün bunlara rağmen "Hamas silah bırakmalı" diyerek saldırı ve baskılarına devam etmekte.
İşte siyonizmin ağababası ABD de aynısını İran’a yapmaya çalışmaktadır. Mutabakat maddelerine göre:
- ABD bölgedeki askeri güç ve teçhizatlarını geri çekmeliydi, fakat tam tersini yapıyor.
- Siyonist rejimin Lübnan’a yönelik saldırıları durmalı ve Lübnan topraklarındaki işgal sona ermeliydi. Lübnan’a saldırılar hâlâ devam ediyor.
- ABD’nin Hürmüz Boğazı’na yönelik ablukası bitmeli ve İran gemileri engellenmemeliydi. Bu kısmen olduysa da son günlerde abluka ve saldırılar tekrar başladı.
- İran'ın dondurulmuş varlıklarından bir kısmı serbest bırakılacaktı ama yapılmadı.
- ABD, İran’a yönelik tehdit dilini kullanmayacaktı; ancak dil değil, saldırılar tekrar başladı ve henüz başlamayan mutabakat sona erdi.
Bilinmeli ki ABD ve Siyonist rejimin kitabında söz, eman, ahlak, vicdan, hukuk, uluslararası yasa ve teamüllerin hiçbirinin yeri yok. Bunların yerine zorbalık, işgal, katliam, sömürü, gasp ve hırsızlık var. ABD'nin 250 yıllık tarihindeki mantığında şu yatar: "Ben güçlüyüm, güçlü isem haklıyım. Haklı isem öldürme, işgal etme, katliama uğratma ve sömürme hakkına sahibim..."
ABD’nin ömrü yaklaşık 250 yıldır. Bu yılların 230 yılını savaşla geçirmiştir. Yalnızca 17-21 yılını savaşsız geçirmiştir. Yani tarihinin yüzde doksanını savaşla tüketmiştir. Ve bu savaşların tümü —İngilizlere karşı verilen bağımsızlık savaşı hariç— kendi toprakları dışında ve bizzat kendisinin saldırı ve işgalleriyle olmuştur. Tarihte hiçbir devlet ABD topraklarına saldırmamış, işgal etmeye yeltenmemiştir.
7 Aralık 1941’de Japonların ABD Donanması'na saldırdığı Pearl Harbor'ın bulunduğu Hawaii, o dönem hukuki olarak ABD toprağı değildi ve ABD ana karasına olan uzaklığı 3680 km’dir.
Kısacası ABD, savaşmadan durmamış, duramamıştır. Savaşmadan geçen yıllarını da darbeler, suikastlar, vekalet savaşları ve ekonomik savaşlarla geçirmiştir.
İşte bu azgın, cani ABD ve onun yavrusu Siyonist rejimin, kuduz köpek misali tedavi olması, sıradan bir ülke ve halk gibi davranması imkânsızdır. Çıbanın ve fitnenin ta kendisidirler. Tek çare, itlaf edilmeleridir. Siyonist rejim yıkılmadıkça, ABD ve emperyalistlerin elleri ümmet coğrafyasından kesilmediği müddetçe ne Tahran ne Gazze ve Kudüs ne İstanbul ve Diyarbakır ne de diğer coğrafyalar rahat yüzü görecektir.