Soykırımcı Siyonist rejimin Sumud filosu aktivistlerine yönelik insanlık dışı uygulamaları tüm karartma ve görmezden gelme çabalarına rağmen dünya kamuoyuna gösterildi ve küresel öfkenin biraz daha artmasına neden oldu.

Sadece insani kaygılarla yola çıkan ve tümüyle sivil özellikler taşıyan filoya yönelik gerçekleştirilen korsan saldırılar ve sonrasındaki gelişmeler Gazze’de yaşananların az da olsa anlaşılmasına katkı sağladı. Arkasına Amerikan desteğini alan ve AB’nin büyük ülkelerinin sınırsız destek sunduğu işgalci teröristler, ateşkes ihlallerinde olduğu gibi insan hakları ihlallerinde de devletler bazında sorgulanamayacaklarını bildikleri için her türlü alçaklığı yaptılar.

Batı ülkeleri, vatandaşlarının insani eylemden dolayı şiddete ve insanlık dışı muameleye maruz kalmasına hiçbir tepki göstermediler. Hatta bazı ülkelerin güvenlik birimleri memleketlerine dönen aktivistlere yönelik Siyonist şiddet ve gaddarlığın bir kısmını sergilemekten geri durmadılar.

Aktivistlere yönelik üçüncü aşama olarak ekonomik ve sosyal blokajlar uygulamak, geniş kitlelere onları huzur bozucu marjinaller olarak göstermek şeklinde baskılar gerçekleştirilmeye çalışılacak.

Ama tüm çabalarına ve harcadıkları büyük paralara rağmen başarılı olamıyorlar, çünkü soykırımcı teröristler de kontrolden çıktıkları için yaptıkları her alçaklığı göstere göstere yapıyor, insan olmadıklarını tüm dünyaya bas bas bağırarak ilan ediyorlar.

Ben Gvir gibileri klasik Siyonist ikiyüzlü politikalarına zarar veriyorlar.

Onlar yıllarca çaldılar, öldürdüler, sömürdüler, insanların haklarını gasp ettiler; ama her zaman mağdur gibi gözükmeyi başardılar.

Müslümanlara yönelik yaptıkları her saldırı, her hukuksuz eylem bir şekilde makyajlanıp sunuldu dünyaya ve birçok kimseyi ikna etmeyi başardılar.

İşgalciydiler, Müslümanların evlerine yerleştiler, arazilerini gasp ettiler; ama dünyaya “Filistinliler onların yaşama hakkına saygı duymuyor” propagandasını yaptılar.

Ama Gazze sonrası maskeleri düştü, iğrenç yüzleri çıktı ortaya.

Camiler kadar kiliseleri de bombaladılar, hastaneleri içine sığınan çocuklarla beraber yakıp yıktılar.

Hıristiyanların kutsallarına hakaret ettiler, din görevlilerine şiddet uyguladılar ve bunları kendileri çekip dünyaya servis ettiler.

Kudüs’te, Batı Şeria’da, Lübnan’da hiç gizleme gereği duymadan resmi kıyafetlerle arazileri, evleri, ev eşyalarını gasp ettiler ve dünya medyasına iğrenç sırıtışlarla yaptıkları alçaklıkların görüntülerini servis ettiler.

Bazıları buna itiraz ediyor gibi görünme ihtiyacı hissetti.

Soykırımcı işgal çetesinin cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan İsaac Herzog, israil toplumunun kenar mahallelerinden merkeze doğru yayılan “vahşet” ve “hayvanileşme” süreci yaşadığını söyledi.

Herzog, “yerleşimci” adı verilen işgalci Yahudi çetelerin Müslüman ve Hristiyan Filistinlilerin kutsallarına saldırdığını, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistin topraklarını gasp eden çetelerin saldırılarının “korkunç boyutlara ulaştığını” kabul etti.

Bu tip haberlere rastlayan bazıları “demek ki Yahudilerin içinde de insani değerlere önem verenler halen varmış” diyebilir; ama işin aslı öyle değil.

Klasik Siyonist şeytanlığı devreye girmiş ve bazıları iğrenç bataklıktan sıyrılmak için çıkış yolları oluşturmaya başlamışlar.

Başka bir şey değil!

Yarın olur da dengeler değişirse “Aklı başında Yahudiler, yoldan çıkmış olanların farkındaydı” demek için, diyebilmek için manevra alanları oluşturuyor Herzog ve onun gibi birkaç kişi.

Ama hayır!

Yahudi toplumundaki “hayvanlık” kırsaldan merkeze doğru değil, aksine merkezden planlanıp kırsala yayılan bir şeydir.

Herzog’un Ben Gvir ve Netanyahu’dan farkı hedeflerde değil usul ve yöntemlerdedir.

Bir defa şunun net olarak anlaşılması lazım.

İşgal altındaki topraklara dışarıdan gelip yerleşen her Yahudi işgalcidir ve o toprakları terk etmediği sürece soykırıma da vahşete de ortaktır.