Saadet asrındaki şu sahne beni çok etkilemiş, tekrar tekrar okumuş ve sohbet konusu yapmıştım.
Yemen taraflarında yaşayan Necran Hıristiyanları bir heyet halinde Rasûlullah'ın (s.a.v) yanına gelmişlerdi. Medine’de kaldığı üç dört gün içerisinde önemli tartışma ve müzakereler olmuş, Hz. İsa ve Hz. Meryem hakkında tartışmalar olmuştu. Muhterem okuyucularıma bu olayı Âl-i İmran suresi tefsirinden veya M. Asım Köksal’ın İslam Tarihinden detaylıca okumalarını tavsiye ederim.
Peygamber Efendimizin davet mektubunu alan Necranlılar zaten Medine’ye gelmeden önce kendi aralarında ateşli tartışmalar yaşamış, kavmin önde gelen meşhur âlimleri Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın gerçekten Allah’ın Rasûlü, İncil’de müjdelenen ve beklenen son peygamber olduğu dile getirilmiştir.
Sonunda Medine’den ayrılırlarken de ileri gelenleri başta olmak üzere önemli bir kısmı Müslüman olmuş, memleketlerine dönerlerken kendilerine İslam’ı öğretmek ve yönetmek üzere emîn bir kişiyi de kendileriyle birlikte göndermesini Rasûlullah’dan (s.a.v) istemişler, o da:
“Yarın ben emînlerin emîni olan birisini sizinle birlikte göndereceğim!" buyurmuştu.
Kimdi acaba bu emînlerin emîni diye nitelenen kişi, bütün ashab-ı kiram merak içinde kalmıştı.
Ertesi gün mescidde sabah namazından sonra Rasûlullah (s.a.v) yüzünü ashabına çevirdi, gözleri birisini arıyordu. Hz. Ömer (r.a) diyor ki:
“O güne kadar hiçbir zaman içimde riyaset isteği duymamıştım, fakat o gün öylesine istedim ki, Rasûlullah’ın (s.a.v) "emînlerin emîni" diye nitelediği kişinin kendimin olmasını, beni kastetmiş olmasına öylesine bir arzu duymuştum ki. Hatta gözüne görüneyim diye oturduğum yerde dizlerimin üzerine dikeliyordum. Fakat Rasûlullah’ın (s.a.v) aradığı kişi ben değildim, çünkü beni gördüğü halde çağırmıyordu. Daha sonra gerilerden Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı görüp çağırdı, yanına oturttu ve Necran heyetine:
"İşte emînlerin emîni! Her ümmetin bir emîni vardır, bu ümmetin emîni de Ebu Ubeyde'dir." buyurdu ve onlarla birlikte Necran’a gönderdi.
Şimdi tarihin bu sahnesine iyi dikkat ediniz. Başka bir kavmin, başka dinden olan bir topluluğun önemli bir kısmı Müslüman oluyor, Müslüman olmayıp Hıristiyan olarak kalanlar da dahil olmak üzere hep birden Müslümanların velayetine, Müslümanların yönetimi altına giriyorlar, kendilerini yönetmek ve İslam’ı öğretmek üzere Allah’ın Rasûlünden bir kişi istiyorlar. “Emin bir adamını bizimle birlikte gönder.” diyorlar. Aradıkları en önemli özellik, o kişinin emin olmasıdır.
Bu noktada Ebu Ubeyde (r.a) ümmet içerisinde emniyetin, güvenin zirvesini temsil ediyor. Bu arada onun hayatının bir daha okunmasını, ömrünün geri kalan zamanında İslam ümmeti arasında ne kadar yapıcı, tamir edici bir rol oynadığını görmenizi tavsiye ediyorum.
Aslında o gün orada bulunanların hepsi emindir, insanlığın yüzakı olan altın nesildir. Fakat Ebu Ubeyde (r.a) “emînül ümena - eminlerin emini”dir.
Emîn insanların oluşturduğu o mübarek toplum yaşayacağı kadar yaşadı, bu emîn insanlarla birlikte emanet ve emniyet sıfatı da yaşadı yeryüzünde. Bütün fertleri böylesine emîn insanlardan oluşan bir ümmetin içerisinde yaşamak nasıl bir şey dersiniz acaba?
Fakat çok hassas, çok nazlı ve nazenîn bir sıfatmış bu emanet ve emniyet sıfatı ki, en basit kirlenmelere tahammül edemeyip hemen sıyrılıvermiş insanların arasından. Ümmetin ilk kaybettiği o olmuş, Rasûlün getirdiklerinden ilk kaybedilen, semâdan gelenlerden ilk kaybedilen, ümmetin arasından sıyrılıp yeniden semaya yükselen "emanet" sıfatı olmuştur. Zaten bunun haberini vermişti Allah'ın Rasûlü (s.a.v):
"Dininizden ilk kaybedeceğiniz şey emanettir, sonuncusu da namazdır." buyurmuştu. Bir başka hadîs-i şeriflerinde de:
"Aranızdan ilk kaldırılacak olan şey emanettir..." buyurmuştur.
Ne zaman kaldırıldı dersiniz acaba? Hicretin otuzuncu yılından biraz sonra vefat eden Rasûlullah’ın (s.a.v) sır dostu Huzeyfe'nin (r.a) son zamanlarında yana yana "emîn" insan aradığına bakılırsa çabuk kalkmış olmalı. Zaten ümmetin arasından ilk kaldırılacak şeyin emanet olduğunu en iyi bilenlerden, bunu bize rivayet edenlerden biriydi Huzeyfe b. Yeman (r.a).
Ama biz Rabbimizden ümidimizi kesmedik, ne edip edeceğiz ve bu kutlu sıfatı göklerden yeniden indireceğiz.