“Ya Rabbi! İçinde bulunduğum durumdan sen kurtar beni!”
“Borçlarımın edasını ver ya Rabbi!”
“Allah’ım, ben bittim, tükendim, senden başka varacak kimsem yok, halimi sen biliyorsun, borç batağının içerisinde yüzdüğümü görüyorsun!”
“Allah’ım, insanlar içerisinde beni rezil rüsva eyleme ya Rabbi!”
“Çoluğumun çocuğumun yanında perişan eyleme beni Allah’ım!”
“Şu borçlarımdan tertemiz kurtulduğum günlere ulaştır beni Allah’ım!”
“Ne olur, helalinden bol kazançlar lütfeyle Allah’ım!”
Adam bu şekilde durmadan yalvarıyordu. Piyasaları kasıp kavuran ekonomik kriz onu da fena yakalamıştı. Aylardır düşünüyor, hiçbir kurtuluş yolu bulamıyordu, hiçbir çıkış kapısı görünmüyordu. Hiçbir hesapla mevcut borçların altından kalkmanın yolu yoktu. Ne zaman fırsat ve boşluk bulsa bu şekilde Allah’a yalvarıp duruyordu, namazlarının sonunu bu şekilde dualarla uzattıkça uzatıyordu
Fakat aradan bir yıla yakın bir zaman geçmişti, onu bir dostu ziyaret ediyordu, daha önceki durumunu çok iyi bilen bir dostu. Göründüğü kadarıyla iş yerinin durumu iyiydi, raflar dopdoluydu, hem adamın yüzünden de anlaşılıyordu işlerinin düzene girdiği.
“Nasıl oldu da böyle oldu, maşaallah seni çok iyi görüyorum, anlat bakalım” dedi.
Adam bu işin böyle ayak üstü anlatılamayacağını belirterek dostunun elinden tuttu ve masaya oturttu, bir de çay söyledi. Göğsünü hafiften şişirdi ve gözlerini kasarak yavaş yavaş konuşmaya başladı.
“Azizim, işi bileceksin, nerede hata yaptığını iyi tespit edeceksin. Anladık ki, öncelikle delikleri bulup oraları bir bir kapatacakmışsın. Ne kadar lüzumsuz gider varsa onları bir bir tespit ettik, bu küçükmüş, bundan bir şey olmaz demeyeceksin. Küçük gördüğümüz öyle delikler varmış ki, ay sonunda hesap ettik ki, bu iş yerini yiyip bitiriyor. Sonra, kusura bakma kardeşim dedik ve çalışanlardan bazılarına yol gösterdik, ne yapacaksın, başka çare yok. Hepsinden önemlisi, alırken veresiye almayacaksın kardeşim. Peşin almanın gözünü seveyim hem ucuza geliyor hem de öyle lüzumsuz satılmayacak, aylarca raflarda bekleyen mal almıyorsun peşin alırken, peşin veriyorsun ya, onun için parana kıyamıyorsun ve gerektiği kadar alıyorsun. Ama veresiye alırken öyle mi? Nasıl olsa para vermiyorum diye aldıkça alıyorsun, dolduruyorsun rafları, sonra da satılmıyor, elinde kalıyor, amma vadesi geldiğinde ödemek zorunda kalıyorsun, vadesi de mutlaka geliyor…”
Artık ağzı açılmıştı, anlattıkça anlatıyordu iş yerini nasıl kurtardığını, borçlardan kurtulup nasıl düze çıktığını. Dostu onu sakin sakin dinledikten sonra sözü aldı;
“Arkadaş, sen madem böyle bilginle, birikiminle, tecrübenle kriz atlatmasını bilirdin, yığınlarca borcun altından kurtulup düze çıkmasını bilirdin de niçin gece gündüz durmadan “Allah Allah” diye inleyip duruyordun ki? Hiçbir telaşa kapılmadan, paniklemeden o bildiğin çareleri, çözüm yollarını uygulasaydın ya? Ama sen önce öyle yapmadın ve Allah dedin. Ve doğru olanı yaptın. Artık anlasana, Allah senin dualarını kabul etti ve seni kurtarıverdi. Şimdi de sen bunu kendinin başardığını iddia ediyorsun, Allah Teala’nın kurtardığını, şimdi sana bunları verenin Allah olduğunu inkar ediyorsun. Allah Teala’nın kendisine göre kurtarma kanunları ve usulleri vardır. Yoksa sen, gökten sana keseyle altın bırakmasını mı bekliyordun, bil ki Allah’ın böyle bir adeti ve usulü yoktur. Keşke ilk sorduğumda; “Rabbimin lütfuyla kurtuldum” deseydin!
Cumanız mübarek olsun!