Her Ramazan aslında yeryüzüne inen müstesna bir mektup ve insanın alışkanlıklarından, nefsinin dar kalıplarından sıyrılıp kendi hakikatine doğru yaptığı derin bir hicrettir. Zira bu mübarek vakitler, bizi sadece yemekten, içmekten değil; benliğimizin gürültüsünden, nefsimizin zaaflarından ve lüzumsuz pek çok şeyden de uzaklaştırarak o ilk emri yeniden duymaya, anlamaya ve eyleme geçirmeye hazırlar: ‘Yaratan Rabbinin adıyla oku!’
Bu öyle güçlü ve kuşatıcı bir davettir ki; insan bu anlamlı yolculukta sadece mushafın sayfalarını değil; aynı zamanda hayatı, eşyayı, hadiseleri, toplumu ve en nihayetinde kendi iç dünyasının derinliklerini de okumaya başlar. Bu manevi atmosfere giren her insan, bu ilahi sofradan kendi nasibince rızıklanır. Kimi sadece Rabbi ile kendisi arasında kalacak olan o mahrem "özel mesajları" kalbine nakşeder, kimi de içinde yaşadığı topluma dair genel notlar tutar. Elbette özeli kul ile Yaratan arasındadır ama bu mukaddes iklimin ruhumuza vurduğu bazı genel yansımaları paylaşmakta, birbirimize ayna tutmakta bir beis olmadığı kanaatindeyiz.
Bugün o aynaya baktığımızda, en çok nezaketin mahzun kaldığını görüyoruz mesela... Sürekli nezaket ve zarifliğin edebiyatının yapıldığı, kelimelerin adeta vitrinlerde ışıl ışıl parladığı ve fakat gelin görün ki bu kadar nezaketsiz bir devrin daha yaşanmadığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Muhabbetlerde, sosyal medya paylaşımlarında, ekranlarda kurulan o naif ve cafcaflı cümlelerin ne yazık ki hayatın içinde bir gönül almaya, hâl hatır sormaya, bir el vermeye dönüşmediğini müşahede ediyoruz.
Bu tezat bizi bir başka imtihana; bolluk içinde olsak dahi yakamızı bırakmayan o şımarıkça açgözlülüğe ve derin doyumsuzluğa sürüklüyor. İmkânlar arttıkça bu harisliğin; sofralar doldukça ve çeşitlendikçe doyumsuzluğun artması, paylaşmanın ve kanaatin eksilmesi; açlığımızın midemizde değil, ruhumuzda olduğunun en açık belirtisi değil midir?
İşte bu manevi açlık, ne yazık ki merhametin o birleştirici gücünü de tüketiyor. Kendi küçük resimlerimizdeki bu bencillik ve doyumsuzluk, ümmetin o büyük tablosuna baktığımızda daha yıkıcı bir hâl alıyor. Bilhassa ümmet bilinci ve uhuvvet mevzusunda; aynı kıbleye baş koyan gönüllerin gereksiz ihtilaflarla birbirine yabancılaşması kalbimizi sızlatıyor. Birbirimizin kusurunu kardeşlik libasıyla örtmek varken sürekli açıklar aramak, manevî açlığın başka bir tezahürü. Maalesef bu şekilde aramıza aşılması zor setler çekerek bizi ‘biz’ yapan o ulvi ruhu boğuyoruz.
Ondandır bunalmamız, tökezlememiz, bocalamamız... Yeryüzünün tüm genişliğine rağmen dar gelmesi ondandır...
Ancak tüm bu mülahazalar kuru bir sitem, yıkıcı bir eleştiri veya melankolik bir şikâyet değil; aslında bir "iyileşme" daveti, niyeti, çabası ve ümididir. Sitem, eleştiri ve şikâyet en kolay olanıdır. Serzeniş ve naziremiz önce kendi nefsimizedir. Asıl amacımız, yıkıldığımız yerden yeniden inşa olabilme çabası ve davetidir. Bu da hepimizin boynunun borcudur.
Belki de bu Ramazan’ın bize bıraktığı en zarif mesaj; nezaketi dilden kalbe indirmek; doyumsuzluğu ve bencilliği îsarla, kanaatle terbiye etmek ve başkasını sorgulamadan önce kendi gidişatımızı, vicdani muhasebemizi yapmaktır. Bizi biz yapan nezaket, vefa, merhamet, uhuvvet, îsar ve kanaat gibi dillerimize pelesenk olmuş erdemleri birer retorik olmaktan çıkarıp somut bir karakter disiplinine dönüştürmek; meseleyi sadece bir iç huzur arayışı olarak değil, özelden genele olacak şekilde ticaretimizden sosyal münasebetlerimize, aile içi hukukumuzdan adab-ı muaşerete, kardeşlik hukukundan ümmetin ortak kaderine kadar sirayet etmesi gereken topyekûn bir onarım hamlesi olarak görmektir.
Zira ferdi, ailevi, toplumsal sorunları; ümmetin darmadağınık hâlini ve mezhep taassubunun kör karanlığını dağıtacak olan kuru laf kalabalıkları veya hamasi söylemler değil; bizzat hayatın içinde ete kemiğe büründürdüğümüz nezaketli, sağlam, kardeşçe ve vakur duruşlardır.
Nefeslerimiz sayılı, dünya fani.. Vakit başka zaman değil şimdi, bu manevi ve sosyal dağınıklığın içinden, kendi karakterimizden başlayarak yeniden inşa ederek doğrulma vaktidir...
Rabbimiz, Ramazan-ı Şerif'i en güzel şekilde ihya edenlerden kılsın bizleri. Fıtrat bayramımız, Ramazan Bayramı'mız mübarek olsun...