Büyük Şeytan ve Siyonist terör örgütünün İran’a yönelik saldırılarında kasıtlı hedef alınan Minab’daki Şacereh Tayyebeh kız okulunda 160’tan fazla kız çocuğu hunharca katledildi..

Bu katliama esefle şahit olurken, şu ayetleri yine yeniden hatırladık..

“Diri diri gömülen kız çocuğuna hangi günah(ı) yüzünden öldürüldüğü sorulduğunda...” (Tekvir, 8-9)

Sahi neydi, bu çocukların günahı!?

Evet..

O sorgu ve hesap gününde, zalimler cevaplarını bizzat o kız çocuklarının Rabbine vereceklerdir amenna..

Elbette bu ve bunun gibi nice katliamın da hesabı muhakkak sorulacaktır.

İnanıyoruz ki, tüm bu cürümlerin sahibi zalimler, azabı şedid, Azizûn Zuntikam’ın en elim cezalarına müstahak olacaklardır.

Ancak ümit ediyoruz ki Rabb’imiz, o gün gelmeden, dünya gözüyle bu zalimleri helâk, zelil ve rezil ettiğini bizlere görmeyi nasip etsin!

Masum ve günahsız yavrular dedik...

Zerre kadar vicdanı olanlar için, çocuklar arasında bir fark yoktur. Epstein sapkınlığında, karanlık zulümlerde boğulan çocuklar da çocuktur. Gazze’de katledilen çocuklar da ve elbette dünyanın herhangi bir yerinde dili, dini, rengi, ırkı, mezhebi ne olursa olsun; çocuk, çocuktur...

Ama bu son günlerde yine anladık ki, bazıları için durum böyle değil. Çocuklara ideolojik gözlüklerle bakanlar için, farklı kategorizasyonlar söz konusu. Hakeza kadın hakları için de durum böyle.

Mesela Mahsa Amini üst başlığıyla kadın hakları çığırtkanlığı yapanların, İran’a yapılan son saldırılarda katledilen kız çocukları, anneleri ve diğer kadınlar için bir tepki verdiğini göremedik. Demek ki, dertleri hak, hukuk, adalet veya merhamet değilmiş.

Ya da; “Jin-Jîyan-Azadî”...

İşgal edilmiş topraklarda, terör devleti kuranların himayesindeki sığınaklara sığınan bir kıza,” sizin için endişe ediyoruz” diyen aymazların, insafını da safını da bir kere daha görmüş olduk.

Hakeza İslamcı geçinip, ırkçı ve mezhepçi bir yaklaşımla üç maymunu oynayanları..

Boş konuşmalarla gündemi dolduran, ağzının edebi ve ayarı olmayan şovenistleri..

İnsanların acısı üzerinde, gırgırla şamatayla tepinip, münazara formatında ahkâm kesenleri..

Bu dilsiz,sağır ve kör dünyaya karşı ne diyebiliriz? Kelimelerin yetmediği, sözün bittiği yerde şiir konuşurmuş...

İşte bu yüzden, ey Azize, sana seslenmekten başka çare kalmıyor...

“Bunlar Hiroşima’da ölen çocuğun destanını yazarlar da
seninkini yazmazlar
acıları onlara layık görmezler de sana layık görürler
sanatçıları düşünürleri politikacıları
yani büyük insanları toplumlarının
sana sağır ve dahi kördürler
ayağına diken batmaya görsün Rus çocuklarının
Amerikan çocuklarının
Yahudi çocuklarının
ayağına diken batsa feryadı figan koparırlar da
burunlarının dibindeki Azizeleri görmezler
seni asla sevmezler Azize
seni hiç mi hiç sevmezler
bu yüzden çocuk dediklerinde sen değilsin söyledikleri
asla sen değilsin
ki bu yüzden özgürlük dediklerinde sen bukağıları anla
eşitlik dediklerinde sen ezilmeyi anla kendi payına
onların şarkılarını söylemedikçe sen bunları böyle anla Azize...”
(Ortadoğu Mektupları )