Ailemizle ne kadar vakit geçiriyoruz?
Bu soru, her bir aile ferdinin kendisine sorması gereken önemli sorulardan biridir.
Ancak belki bundan daha kritik olan ikinci bir soru daha var…
“Ailemle nasıl vakit geçiriyorum?”
Çünkü mesele yalnızca geçirilen zamanın miktarı değil, o zamanın niteliğidir.
Bu iki soruyu birlikte ele aldığımızda ailemize ayırdığımız zamanın hem süresine hem de içeriğine dair daha gerçekçi bir tablo ortaya çıkacaktır.
Bugün en çok yoksunluğu hissedilen şeylerden biri de tam olarak budur.
Birlikte geçirilen nitelikli zaman...
Özellikle son çocukluk dönemi, ergenlik ve gençlik çağındaki bireylerin aileleriyle geçirdikleri zaman giderek azalıyor.
Herkesin malumudur ki, gençler daha çok kendi odalarında, kendi alanlarında yalnız vakit geçirmeyi tercih ediyorlar.
Bu yalnızlık hali çoğu zaman gerçekten “yalnız” da değil; çünkü yanlarında onları sanal dünyaya bağlayan telefon, tablet ve benzeri dijital oyuncaklar bulunuyor.
Peki bu durum sadece gençlere mi özgü?
Elbette hayır.
Yetişkinlerin durumu da bundan çok farklı değil.
Eşlerin birbirleriyle geçirdikleri zaman, ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları etkileşim…
Bunları bir de ekran süreleriyle kıyasladığımızda tablo zaten kendini gösteriyor.
Elbette her ailenin hikâyesi farklıdır ve istisnalar vardır.
Ancak genel eğilimin, aile içi paylaşımların giderek zayıfladığı yönünde olduğunu açıkça ifade etmiş olalım.
Bu noktada önemli bir hatırlatma da yapmak gerekir:
Sadece odasına kapanan, aile ortamından uzaklaşan gençler için çözüm aramak yeterli değildir.
Aynı zamanda yetişkinlerin de kendi tutumlarına ve alışkanlıklarına bakması gerekir.
Çünkü aile bir sistemdir ve bu sistem içerisinde çocuklar; içi doldurulmamış sınırlar, kuru kurallar ve soyut yasaklarla şekillenmez.
Onlar; aynı aile sistemi içinde yaşadıkları yetişkinlerin düşünce biçimlerini, davranış kalıplarını, iletişim tarzlarını ve günlük hayat pratiklerini model alırlar.
Gördüklerini içselleştirir, yaşadıklarını tekrar eder, tekrar ettiklerini zamanla doğru kabul eder ve hayatlarını da bu minvalde şekillendirirler.
Hülâsa, sürekli gençlerin değişmesi gerektiğinden söz etmek yerine bu minvalde, yetişkinlerin de öz eleştiri, öz denetim, öz düzenleme yapması ve bu doğrultuda bir öz bakım sürecine girmesi artık bir ihtiyaç değil, bir zorunluluktur.
Belki de işe çok basit ama hayatımızı harekete geçirecek etkili sorularla başlamak gerekir:
Ailemle ne kadar vakit geçiriyorum?
Bu zamanı nasıl değerlendiriyorum?
Birlikteyken gerçekten birlikte miyiz?
Bu süre bana ve aileme yeterli geliyor mu?
Eğer yetersizse, bunu değiştirmek için ne yapabilirim?
Doğru cevapları bulduktan sonra da, hızlıca eyleme geçirmek...
Rabbimiz, güzel niyetin ve samimi çabanın elbette yardımcısıdır.
Unutmayalım ki, “Ailelerini ihmal edenler, hem dünyalarını, hem ahiretlerini imha ederler!”