Siyonist rejim ve hamisi haydut Amerika, 28 Şubat 2026'da İran'ın Tahran, İsfahan, Kum, Kerec ve Kirmanşah şehirlerine "Aslanın Kükreyişi" ve "Destansı Gazap Operasyonu" kod adlarıyla hava saldırıları düzenleyerek savaşı başlattı. Dün itibarıyla savaş sona ermiş gibi görünüyor. Peki, kim kazandı? Savaş kimin zaferiyle sonuçlandı?

Belki savaş tekrar başlar, Siyonist rejimin ihlalleriyle ve kışkırtmalarıyla kanlı günlere yine geri dönülür. Bundan sonra ne olursa olsun, süreç nereye evrilirse evirilsin, yaklaşık elli günü şiddetli çatışmalarla geçen bu üç aylık savaşın sonunda bütün dünya İran İslam Cumhuriyetinin ve direniş ekseninin zafer kazandığını, Amerika ve Siyonist rejimin ise büyük bir yenilgiye ve prestij kaybına uğradığını kabul ediyor, dünya medyası bununla ilgili yazıp çiziyor.

Dediğim gibi, süreç nereye doğru evrilirse evirilsin, bundan böyle zafer rüzgârı İran ve direniş cephesinden yana esecek.

Politikacılar, uzmanlar, aydınlar, işin ehli insanlar Amerika için de işgalci rejim için de İran için de 28 Şubat 2026 gününün bir milat olduğunu kabul ediyor. Artık 28 Şubat öncesine dönmek mümkün değil…

28 Şubat öncesi İran ile ilgili algılar, yorumlar çok farklıydı. Dünyaya kabul ettirilen algı şu şekildeydi; İran can çekişiyordu. Ekonomisi çökmüş, siyasi olarak zayıflamış, askeri kapasitesi Siyonist rejim ve Amerika’nın saldırıları sonucu yok olma aşamasına gelmiş, zayıf bir üçüncü dünya ülkesi. Halkıyla da barışık değildi; halkla dinci rejim arasında soğuk rüzgârlar esiyordu. İran’da halk ayaklanmak için dış saldırlar bekliyordu. Amerika ve Siyonist rejim saldırdığı an halk ayaklanacak, muhalif gruplar hızla devlet kurumlarını ele geçirecek, can derdine düşen mollalar ve komutanlar da çareyi ülke dışına kaçıp Rusya veya başka ülkelere sığınmakta bulacaktı.

İran’ın vekil güçleri de can çekişiyordu. Hizbullah’ın tüm yönetim kadrosu öldürülmüş, örgüt bir daha belini doğrultamayacak bir çöküş süreci yaşıyordu. Örgütün tamamıyla tasfiyesi gündemdeydi. Ensarullah da sus pus olmuştu. Arada bir yaptığı sert açıklamaların dışında hiçbir şey yapamayacak durumdaydı. Irak’ta Haşdi Şabi’nin kendini feshedip ordu içinde erimesi gündemdeydi. HAMAS ise zaten tamamen bitirilmişti.

Kısacası İran ve direniş güçlerinin günleri sayılıydı. Amerika ve Siyonist rejimin bölgedeki hâkimiyeti karşısında artık duracak hiçbir güç kalmamıştı. Büyük Yahudi Devleti hayalinin gerçeğe dönüşmesi için hiçbir ciddi engel yoktu. Hatta Amerika’nın Siyonist rejim elçisi açık açık büyük israil hayalinin Yahudi halkı için dini bir hak olduğunu söylemekten çekinmiyordu.

Siyonist rejim ve hamisi haydut Amerika böyle bir ortamda 28 Şubat sabahı İran’a saldırdı. Beklenti birkaç gün içinde halkın ayaklanacağı, silahlı muhalif grupların devlet kurumlarını ele geçireceği ve rejim unsurlarının ya kaçacağı ya da teslim olacağı yönündeydi.

Ama gelinen aşamada 28 Şubat sonrası İran algısı tamamıyla değişti. Artık bambaşka bir İran ve direniş ekseni var. Karşılarında güçlü, halkıyla barışık, dik duran ve düşmana ölümcül darbeler vurabilen, sadece bölge üzerinde değil dünya üzerinde sarsıcı etkiler yaratabilme gücüne sahip, denge değiştirici bir İran var. Yine düşmanı zillete düşüren, Amerika ve Siyonist rejime kâbuslar yaşatıp onlara boyun eğdiren bir İran söz konusu…

28 Şubat saldırıları sonrası İslam ümmetinin gözünde de İran algısı büyük ölçüde değişti. Emperyalistlerin fitne politikaları yüzünden, özellikle Suriye’deki fitneler yüzünden ümmetin bazı kesimlerinin İran’a bakışları biraz olumsuzdu. Ama Aksa Tufanı sonrası İran’ın büyük bedeller ödeme pahasına Gazze’nin, Filistin’in ve Kudüs Davasının yanında dik ve tavizsiz duruşu, özellikle 28 Şubat saldırıları sonrası devleti ve halkıyla birlikte Haçlı-Siyonist Cephe karşısındaki kahramanca direnişi ümmettin bu kesimleriyle İran arasındaki buzları eritti.

28 Şubat sonrası İran, İslam ümmeti arasında Siyonist rejimle, Amerika ile savaşılabilir ve bu şeytani güçler yenilebilir fikriyatına, direniş düşüncesinin güçlenmesine büyük katkılar sundu. İslam ümmeti arasında yenilmez Amerika anlayışı, Amerika dokunulmazdır düşüncesi yerle bir oldu. Siyonist rejim her istediğini yapabilir, onunla baş etmek mümkün değil algısı da tarihe karıştı.

Aksa Tufanıyla başlayan, İran’a dayatılan savaşla tırmanışa geçen, Hizbullah’ın tekrar şahlanışıyla ivme kazanan ümmetin kurtuluş savaşı inşallah hız kemeden devam edecek. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Amerika’nın pis ellerinin İslam topraklarından kesildiği, Kudüs işgalcisi, fitne kaynağı Siyonist rejimin necis varlığının tarihe karıştığı, ümmet evlatları arasında mezhepçilik ve milliyetçilik hastalığının ortadan kalktığı, Müslümanların vahdet ve uhuvvetle eski şanlı günlerine doğru adım attıkları zamanlar yakındır inşallah!