Bir yaz mevsimine daha girdik, elhamdülillah. Okullar, kurslar ve sair eğitim kurumları tatile girdi, girecek. Bütün bir yıl boyunca çocuklarımız ve gençlerimiz ciddi bir koşturmaca ve yoğunluk içerisinde döndü durdu. Haliyle onlarla geçirdiğimiz zamanlar, ettiğimiz muhabbetler, hasılı pek çok şey bir şekilde yarım kaldı. Yaz mevsimi, bu açıdan bakıldığında ve iyi değerlendirildiğinde hiç kuşkusuz çok büyük bir fırsattır.
Genel olarak gerek çocukların gerekse gençlerin ebeveynleriyle kurdukları ilişkilerdeki kopuklukların çoğunlukla eksik iletişim ve yetersiz etkileşimden kaynaklandığını müşahede ediyoruz.
Yani yarım kalmış muhabbetlerden, paylaşılmamış zamanlardan ve elbette tatmin edilmemiş duygulardan besleniyor bu kopukluklar..
Bazen bu kopuklukları gidermek ve özellikle gençlerin doğru istikamette kalmasını sağlamak adına bazı aileler, adeta 7/24 iş başında olan birer gözcü gibi davranmaları gerektiğini düşünebiliyorlar. Bazı aileler ise her ne hikmetse, çok kısıtlı geçirilen zaman dilimlerini yeterli görüp her şeyi kontrolsüz bir şekilde akışına bırakabiliyorlar.
Oysa iki tutum birbirinden farklı olsa da sonradan telafi edilemeyecek kadar büyük sıkıntıları beraberinde getirebiliyor.
Bir bahçe düşünün; bahçıvan sürekli suluyor, sürekli bitkileri buduyor, yani her an müdahale halinde…
Bu bahçenin hali nice olur?
Ya da tam tersi; bahçıvanın kafasına estikçe, vakit buldukça uğradığı bir bahçe hayal edelim. Arada sırada sulayan; bitkileri budamakta ve bakımlarını yapmakta plansız, programsız ve salaş takılan bir bahçıvan… Bu bahçenin sonu ne olur?
Hülâsa; evlat terbiyesi ve yetiştirme süreci de tıpkı bunun gibidir; itidal, istikrar, program ve ihtimam gerektirir. Zira ebeveynlerin görevi bekçilik veya gözcülük değil; en güzel biçimde rehberlik, eşlik ve örnekliktir.
Aynı şekilde, ilgilenmesi gereken çocukları ve gençleri olan ebeveynleri, pek çok konuda ciddi fedakârlıklar beklemektedir.
Anne-baba, yeri geldiğinde yemesinden, içmesinden, gezmesinden, uykusundan ve keyfinden feragat etmesi gerektiğini bilmelidir. Bugün bu minvaldeki hangi sorunun temeline inilse; altından hep ihmal edilmiş vakitler, çiğnenmiş hukuklar ve hakkıyla yerine getirilmemiş sorumluluklar çıkmaktadır.
Evlat terbiyesi; halis bir niyet, samimi bir adayış ve elbette Hz. Zekeriya misali bir bahçıvanlık gerektirir. Şunu zihnimizden çıkarmayalım ki: Mevcut sistemde bizim evlatlarımızla geçirmediğimiz zamanları muhakkak başkaları onlarla geçirecektir. Bizim onlarla etmediğimiz muhabbetleri başkaları edecek; kendi yuvalarında tatmin olmayan duygular, sinelerinde hapsolmuş anlaşılmayan hisler, başka adreslerde tatmin olma ve anlaşılma arayışına girecektir.
Tüm bunların yaşanmaması için aslında öyle çok şeye de gerek yok:
Zaman ve ziyan dengesini iyi yönetmek
Beraberce halis bir iman ve salih ameli kuşanmak
Sevgi, şefkat ve samimiyet merkezinde, istikrarla dönen bir “hak ve sabır tavsiyesini yaşatmak...
O vakit hem bedenler hem ruhlar hem de duygular; aynı zamanda, zeminde ve boyutta aile muhabbetiyle kucaklaşabilecektir. Hep istediğimiz, sıkça dile getirdiğimiz iki cihan saadeti getirecek sonuçlar inşa etmek, ancak bu şekilde mümkün olacaktır.