En son söylenecek sözü en başta söyleyelim; ABD hegemonyası çöküşün eşiğinde!..

‘Bir ülkenin devlet başkanını ve eşini yatak odasından operasyonla alabilen ülke mi yıkılacak?’ diye düşünebilirsiniz..

Evet evet, böylesine gücün zirvesinde olmasına rağmen çok yakın bir zaman içerisinde bu güç çökecek..

Çünkü ‘Zulüm ilelebet sürmez ve zulüm ile âbad olunanın sonu hüsran olur.’

ABD’nin önce resmen korsanlık yaparak petrol tankerlerine el koyduğu, ardından 3 Ocak’ta Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini başkanlık konutuna saldırarak kaçırması pervasızlığı, tamamen terörist israilden esinlenen bir girişimdir.

Uluslararası hukuku çiğneyen, devletlerin eşit egemenliğini hiçe sayan bu yaklaşım 21. Yüzyılın süper gücü konumunda olsa dahi ABD’ye böyle bir hakkı tanımaz. Kendi sözde yasalarına dahi aykırı duran bu adım, ABD’nin, resmen orman kanunlarıyla hareket eden bir ülke olduğunu tescillemiştir.

Haydut devletin korsan başkanı Trump, Venezuela Başkanını uyuşturucu ticaretiyle suçlarken ülkeyi "yönetmeyi" ve “yer altından muazzam serveti çıkarmayı" planladığını açık açık söyleme küstahlığından çekinmiyor. Daha da ileri giderek zaten “Venezuala’daki petrol bizim” dedi ve petrol şirketleri yöneticileriyle Venezuela petrolünü pay etme toplantısı bile yaptı.

Oysa geçmişte bu amaca matuf saldırı ve işgallerin gerekçeleri maskelenmiş hallerle anlatılırdı.

Irak’a ve Afganistan’a sözde demokrasi ve özgürlük götürme bahanesiyle işgal başlatıp milyonlarca insanı katleden, değerli madenlerini çalan Amerika’nın işgal stratejisinin son Venezuela saldırısıyla farklı bir aşamaya geçtiğini söyleyebiliriz. Bu strateji; en az kayıpla çok getiri, ancak hiçbir kural tanımadan!..

Ülkelere aparatları eliyle darbe yollu müdahaleler ya da demokrasi maskeli işgal hareketlerinin Irak ve Afganistan örneğinde görüldüğü gibi başarısızlıkla sonuçlanması ABD emperyalizmini, hegemonyasının zayıfladığı endişesiyle maskesini indirmesine ve terörizmin vücut bulmuş hali israilvari bir saldırganlık politikasını uygulama yoluna itmiş durumda.

Nitekim emlak baronu Trump; Kolombiya, Küba, Meksika, İran gibi ülkelere yönelik Venezuela benzeri bir akıbetle karşılaşabilecekleri tehdidinde bulunurken “Ulusal güvenlikleri için” de Grönland’a ihtiyaç duydukları küstahlığını sürdürdü. Grönland, NATO üyesi Danimarka’ya ait özerk bir bölge…

Ölen Ukraynalı sivil olunca ayağa kalkan batılı ülkelerin, 100 bin sivilin soykırıma uğradığı Gazze’ye sessiz kalmanın bedelini kendi topraklarına yönelen tehditler sonrası ödeyecek gibi…

NATO’nun en büyük tedarikçisi konumunda olduğunu iddia eden ABD’nin, bir başka NATO üyesi ve müttefiki ülkenin toprağına göz dikmesi, NATO’nun da tıpkı Gazze soykırımına müdahale etmesi gerekirken sessiz kalan BM gibi işlevsiz kaldığını ve feshedilmesini gerekli kılıyor.

Gelinen aşama çok tehlikeli bir aşama… Bu saatten sonra haklının değil gücü elinde bulunduranın dediğim dedik olacağı tehlikeli olaylara kapının aralandığı günlere doğru ilerliyoruz.

Şimdilik sadece kınama açıklamalarıyla yetinseler dahi Trump yönetiminin bu pervasız girişimlerine karşı tüm dünya devletleri bir çıkış yolu arıyor.

Gücün zehirlediği ABD’ye karşı konumlanma ve çürümüş uluslararası sistemi yeniden adalet üzere inşa etmenin seçenekleri masaya yatırılıyor.

Ancak siyonist zihniyetin kölesi haline geldiği için tüm dünya devletlerinin baş belasına dönüşen emperyal güç ABD’yi, KENDİ HALKI KENDİNE GETİRECEK. Özellikle Gazze soykırımıyla gözleri açılan Amerikan halkı onlarca eyalette sayısız Filistin gösterisi düzenlemişti.

Yönetimlerinin siyonist teröristlere kendi vergileriyle yaptığı askeri desteğin kesilmesini isteyen Amerikan halkı, başkanları Trump’ın bir devlet başkanını yatak odasından alma çapsızlığını şova dönüştürmesinden oldukça rahatsız.

Amerikan yönetiminin 7 Ekim Aksa Tufanı’na kadar uluslararası alanda uyguladığı siyonist politikaları Filistin gösterileri düzenleyen halkına da yansıtması bugünden sonra göçmen sorunu, ekonomi ya da siyasi bir açmazın ülkede isyan ve kaosun tetikleyicisi olacağını ve ABD yönetimini ‘SİYONİST PARALEL YAPI’dan kurtarma ve varlık savaşına dönüşeceğini gösteriyor,

Mesela; son günlerde ABD göçmen polisinin keyfi cinayetleri, birçok eyalette halkı sokaklara dökmüş ve Amerikan halkını tarihe damga vuracak devrimsel bir isyana doğru sürüklüyor.

Dolayısıyla, muhtemelen önümüzdeki yakın süreçte ABD’nin bir bütün olarak etkisizleşeceği uluslararası düzlemde revize edilecek olan BM, aşağıdaki üç güç blok etrafında yeniden şekilleneceğe benziyor;

1-Avrupa Birliği bloğu; ABD’den bağımsız bir askeri güç merkezi kuracak ve dönüşmesi halinde ABD de AB çatısı altında ortak blokta kalacak.

2-İslam ülkeleri bloğu; mezhebi, etnik görüş farklılıklarını bir kenara bırakarak askeri, ekonomik ve siyasal küresel bir birliktelik oluşturacak.

3-Rusya ve Çin bloğu; Rusya, SSCB imparatorluğu hayalinden vazgeçerek mevcut konumunu koruyacak. Çin de ekonomi gücünü askeri güce dönüştürmeye çalışacak.

Bu çerçevede Pakistan-Suudi Savunma Paktı’na geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin de katılımda bulunma isteği, İslam ülkeleri bloğunun oluşumuna ve küresel sistemin yeniden inşa sürecine bir örnek teşkil edebilir. Dileriz bu adımlar cesaret ve samimiyetle sürdürülür.