İnsan, hayatı boyunca özgür olduğunu düşünmek ister. Kendi kararlarını verdiğine, kendi tercihlerini yaptığına inanır. Oysa modern çağın en büyük yanılsaması tam da burada başlıyor. Çünkü bugün insanlara zincir vurulmuyor; onların iradeleri sessizce yönlendiriliyor.
Eskiden insanlar zorla yönetilirdi. Baskıyla, korkuyla, yasaklarla… Bugün ise durum çok daha farklı. Artık insanlar reklamlarla, dizilerle, sosyal medya akımlarıyla ve moda adı verilen görünmez bir sistemle yönlendiriliyor. İnsan farkına varmadan başkalarının istediği gibi düşünmeye, yaşamaya ve tüketmeye başlıyor.
Mesela basit bir kıyafet meselesini ele alalım. İnsan aslında bir kıyafet alırken şunu düşünmelidir: “Bu bana yakışıyor mu? Yaşıma, kültürüme, inancıma ve taşıdığım değerlere uygun mu?” Fakat bugün çoğumuz böyle düşünmüyoruz. Daha mağazaya gitmeden önce televizyon dizilerindeki oyuncular, sosyal medya fenomenleri ve markalar bizim yerimize karar vermiş oluyor. Hangi rengin moda olduğuna, hangi ayakkabının “havalı” göründüğüne, nasıl giyinmemiz gerektiğine onlar hükmediyor.
Sonra da dönüp buna “kişisel tercih” diyoruz.
Oysa tercih dediğimiz şey bile çoğu zaman bize ait değil. Çünkü modern sistem, insanın iradesine doğrudan saldırmıyor; onun zevklerini şekillendiriyor. İnsan kendi seçtiğini zannederken aslında önüne konulan seçeneklerden birini seçiyor.
Üstelik mesele sadece kıyafet değil…
Evlerimizi nasıl döşeyeceğimizden nasıl oturup kalkacağımıza kadar her alanda aynı yönlendirme var. Mobilyalarımız, yaşam tarzımız, konuşma biçimimiz, hatta sofrada çatalı nasıl tutacağımız bile başka kültürlerin etkisiyle şekilleniyor. Kendi medeniyetimize ait ölçüler yerine, bize sürekli pazarlanan hayat tarzını benimsemeye başlıyoruz.
Daha acı olan ise şu: İnsanlar artık yönlendirildiklerinin bile farkında değil.
Çünkü modern çağ, insanı zorlayarak değil; özendirerek teslim alıyor. Reklamlarla, ekranlarla ve algılarla… Sürekli aynı şeyler gösteriliyor, aynı hayatlar parlatılıyor, aynı insanlar “örnek” diye önümüze konuluyor. Bir süre sonra insan kendi düşüncesiyle toplumun ona yüklediği düşünceyi ayırt edemez hale geliyor.
Bugün belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
Gerçekten kendi hayatımızı mı yaşıyoruz, yoksa bize çizilen hayatı mı taklit ediyoruz?
Çünkü insanın gerçek özgürlüğü, her istediğini yapmak değil; neyin neden istetildiğini fark edebilmektir. İradesini koruyabilen insan özgürdür. Başkalarının aklıyla değil, kendi değerleriyle yaşayabilen insan özgürdür.
Aksi halde modern dünyanın parlak vitrinleri arasında dolaşırken, farkına varmadan irademizi başkalarına teslim etmiş oluruz . Allah’a emanet olunuz.