Siyonistlerin tepelerinden siren sesi eksik olmuyor. Fare gibi saklandıkları yerden başlarını çıkarınca; beyinlerini paramparça eden siren sesleri ile bir daha saklandıkları deliklere kaçıyorlar. Bu durum şu an onların günlük yaşam şeklini almış. Yani Siyonist mahallede hava sürekli füzeli.

Yüreği yanan annelerin ağıtları,

Çaresiz kalmış babaların feryatları,

Masum çocukların çığlıkları kulaklarımızda yankılanırken bu siren sesleri en güzel bir melodi şeklini alıyor.

Ama nedense en yakınımızdan garip sesler geliyor. İşi mezhep üzerinden değerlendirip neredeyse bağırarak konuşuyorlar. Füze hızında yazıp çiziyorlar.

İran, Siyonist israili her vurduğunda

“Şiilik mi yayılıyor?”

“Sünniler geri mi kalıyor?” korkusu ile “endişeleniyorlar!”

Merak etmeyin; bu şerefli direnişten sonra kimse Şii olmaz, kimse Sünni de olmaz.

Ama kâfirlere karşı mücadele ile dünya İslam’ı tanır.

Gazze’deki sabrı tanıdıkları kadar İslam’ı tanır.

Çocuklarını elleriyle toprağa gömen anne babanın teslimiyeti kadar İslamiyet’i tanır.

Esir takasındaki Kassam’ın şefkati kadar İslam’ı tanır.

Ellerindeki tüm imkânsızlıklara rağmen vatanını ve mukaddesatını koruduğu kadar İslam’ı tanır.

İran’ın azgın ve vahşi emperyalist sapıklara yaşattığı hüsran kadar İslam’ı tanır.

Siyonist vahşilerin kibirlerinin yerle bir olduğu kadar İslam’ı tanır.

Yani ey aydınlarımız, düşünürlerimiz, yazar ve çizerlerimiz; endişeye gerek yok. İlla bir saf belirlemeye de gerek yok. Saf nettir. Ama bu mezhep safı değildir. Bu bir mezhep savaşı değil çünkü; hak-batıl savaşıdır, iman-küfür savaşıdır.

Bunu biz demiyoruz üstelik; 10 bin km ötedeki sapık yönetimin Savaş Bakanı diyor.

Hegseth: "İster Sünni olsun ister Şia; bizim düşmanımız İslam'dır." diyerek meseleyi tek cümleye indiriyor. Ayrım yapmadan hepsini aynı görüyor. Bundan daha açık bir ifade olabilir mi? Bizim düşünürlerimiz bu cümleyi nasıl tefsir eder acaba?

Onun için bırakın şimdilik konuşmayı, Siyonist işgal beldelerinde siren sesi dinleyelim. Bize bu ses nedense bu aralar daha iyi geliyor.

Sahi, bu ses hangi Müslümanı rahatsız eder?

Tarihteki katliamları bir yana; sadece Aksa Tufanı'ndan sonra Gazze’de yaşattıklarından dolayı herkesin içine bir su serpilmez mi? Yürek yangınımıza bir su olmaz mı? Çocukların paramparça olmuş bedenlerine bir diyet değil mi? Yetimlerin, şehitlerin, gazilerin ve mahpusların acısına bir merhem değil mi? Yıktıkları yuvalara karşı bir iç çekişin hakkı değil mi?

Siz de susun ve dinleyin bu sesi.