Yıl 2086. Dede ile torunu eski bir sandığı karıştırırken dijital dünyadan kalma, kenarları yanmış birkaç fotoğrafa denk geldiler. Bir fotoğrafta, 2024 yılının Gazze’sinden, açlıktan kaburgaları sayılan ve bir yudum su için gökyüzüne bakan bir çocuk vardı. Bir diğerinde ise 2026 yılının İran’ında yan yana dizilmiş 168 kız çocuğuna ait küçük mezarlar vardı.
Küçük torun önce ilk fotoğrafı eline alıp "Dede" dedi, sesi bir hançer gibi sessizliği bölerek. "Bu çocuk neden öldü? Milyarlarca Müslüman varken neden kimse ona bir ekmek, bir damla su vermedi?"
Yaşlı adamın omuzları, bir dağın ağırlığı altında ezilir gibi çöktü. "Evlat" dedi, sesi mezar sessizliğinde yankılanarak "O zamanlar biz çok kalabalıktık. Petrolümüz dünyayı döndürür, paramız şehirler kurar, ordularımız ovaları doldururdu. Ama ruhumuz paramparçaydı."
Torun şaşkınlıkla "Peki, o zaman haritada küçücük bir leke kadar olan o siyonistler nasıl oldu da binlerce çocuğu böyle katledebildi? Nasıl cesaret ettiler?"
Dede, bir devrin acı mahcubiyetiyle "Onlar cesur oldukları için değil, biz birbirimize düştüğümüz için yaptılar.” cevabını verdi.
Torunun gözleri diğer fotoğrafta yan yana dizilmiş küçücük mezarlara takıldı. “Peki, bu masum çocukları kim öldürdü dede?”
Dede titreyen eliyle ufku işaret etti: "Onları 10.000 kilometre öteden gelen, Epstein adalarındaki o karanlık mahzenlerde insanlığını bırakmış küresel vampirler öldürdü. Okyanus ötesinden gelip bizim coğrafyamıza çöktüler. Siyonistlerle el ele verip Lübnan’ı vurdular, İran’ı kuşattılar, Suriye’yi yıktılar. Ama biz ne yaptık biliyor musun? Onlara karşı tek bir yumruk olacağımıza; 'O Şii’dir, yardım etmeyin', 'O Sünni’dir, bize ne' dedik. Ölen Arap mı Türk mü Kürt mü hesabına girdik."
"Dede," dedi torun, dehşet içinde. "Yani 10.000 kilometre öteden gelen yabancılar komşunuzu boğazlarken, siz kardeşinizin ırkını, mezhebini mi sorguladınız?"
"Evet evlat," dedi ihtiyar adam, hıçkırıklarını içine gömerek. "Celladımızın elindeki bıçağa değil, yanımızdaki kardeşimizin seccadesine baktık. Müslüman kanı Gazze, İran, Lübnan, Suriye sokaklarında nehir olup akarken, biz 'kimin namazı daha makbul' diye tartışarak o kan gölünde boğulduk. Onlar evimizi yıkarken, biz komşumuzun evindeki yangına 'onun ırkı, mezhebi farklı' diye su taşımadık."
Torun fotoğrafları sandığa geri bıraktı. Gözlerinde yaş değil, saf bir öfke vardı. Kapıdan çıkarken arkasına bile bakmadan 2026 kuşağının mezar taşlarına kazınacak o ağır hükmü verdi:
"Dede, bize nasıl bir miras bıraktınız böyle? Siz düşmana yenilmemişsiniz. “Gelin, bizi yenin demişsiniz.” Siz düşmana gösterilmesi gereken tavrı birbirinize göstermişsiniz. Keşke birbirinizle uğraşacağınıza; o vampirlerin elinden o çocukları kurtarsaydınız.”