NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, İran’a yönelik askerî saldırıya destek verdiğini duyurmuştu. Aslında aba altından sopa gösterdi. Epstein sapıklarının ve siyonist işgalcilerin sözcülüğünü yaptı.
Fakat bunun ötesinde derin bir hesap peşinde olduklarını da gördük. Evet, ABD ve İsrail, NATO üzerinden Türkiye’yi savaşa çekmenin hesabındalar. NATO’nun en stratejik üyelerinden biri olan Türkiye’yi bu savaşa dahil etmenin sinsi planlarını yapmaktadırlar. Çünkü Türkiye’nin bu savaşa dahli, diğer ülkelerinkine benzemeyecektir; aksine birçok denklemi olan bir kaos ortamına zemin hazırlayacaktır. Bu da zaten onların istedikleri şeydir. Bir taşla iki kuş değil; bir füze ile iki kadim ve kardeş ülkeyi birbirine düşürmeye çalışacaklardır.
ABD için bu durum temel bir hedef, israil için ise "Arz-ı Mevud" kapısının aralanmasıdır. Bu doğrultuda ABD her yolu deneyecek, siyonist çete ise bu konuda ABD’ye yoğun baskı yapacaktır.
Türkiye elbette durumun farkındadır; ancak yine de tedbirli olmak zorundadır. Bu açıdan Türkiye’nin durduğu yeri netleştirmesi elzemdir. Eğer durulan yer net olursa, kimse Türkiye’ye bir konum tayin etmeye cesaret edemeyecektir.
Ancak şu ana kadar beklenen bu “netlik” tam anlamıyla görülmüş değil. Ne Cumhurbaşkanı’nın ne de Dışişleri Bakanı Fidan’ın açıklamaları bu konuda tam bir netlik içermiyor.
Kafamızdaki soru şu: Katil ABD ve siyonist çetenin haydutça saldırıları karşısında Türkiye tam olarak nerede duruyor? Ne kadar İran’ın yanında ne kadar karşısında?
Cumhurbaşkanı’nın TBMM’deki iftar konuşmasında yaptığı “tarafsız değiliz” vurgusu elbette önemli. Ama yeterli mi, bilmiyoruz. Sorunu sadece israile bağlayıp ABD’den hiç bahsetmemesi normal mi, onu da bilmiyoruz.
Dışişleri Bakanı Fidan da benzer bir yaklaşım sergiledi; konu sürekli israilin ABD’ye yaptığı baskıya getirildi. Hatta İran için, “Bir defa bu noktalarda sen ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen israil'le, Amerika'yla ağız dalaşına bile, orada şey yapmaman lazım” açıklaması yapıldı. Hükümete yakın medya organlarının da benzer bir tutum takınması dikkatlerden kaçmıyor.
Belki bizim bilmediğimiz pek çok detay veya aklımızın yetmediği diplomatik stratejiler olabilir.
Ancak şunu adımız gibi biliyoruz: ABD ve israil safı, mutlak kötülük safıdır; katliam ve vahşet safıdır. Şer odağı elbette doğrudan destek teklif edip “Gel bizimle İran’a karşı savaş” demeyecektir. Ancak şeytani planlarla bunu yapmanın her türlü yolunu arayacak, NATO gibi yapıları birer kukla gibi kullanacaklardır.
Dikkatli olmak lazım. Türkiye; dirayetini ve ferasetini öyle bir göstermelidir ki bu vahşilerin tüm ümitlerini kırmalı, kurdukları her türlü oyun ve planı bertaraf etmelidir.
Unutulmamalıdır ki;
Türkiye, İran’ın hem komşusu hem dindaşı hem kader ortağı hem de en az İran kadar onların düşmanıdır.