“Bir toplum kendisinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 11)
Bugün içinde bulunduğumuz coğrafyada yaşanan gelişmeler bana derin bir çelişkiyi yeniden hatırlatıyor. Herkes konuşuyor, herkes yorum yapıyor, herkes büyük cümleler kuruyor; fakat somut bir adım atma konusunda aynı cesareti göremiyoruz. Özellikle Gazze’de yaşananlar karşısında ortaya çıkan bu suskunluk ve edilgenlik, sadece siyasi liderlerin değil, toplumların da sorumluluğunu sorgulamayı gerektiriyor. Gün boyunca sosyal medyada öfke dolu paylaşımlar görüyoruz, akşam olduğunda ise hayat kaldığı yerden devam ediyor. Bu durum, vicdanlarımızın ne kadar hızlı uyuşabildiğini gösteriyor. Açık konuşmak gerekirse, bizler artık tepki veren değil, tepkiyi tüketen bir topluma dönüşmüş durumdayız. Tepkiler bir süre sonra sıradanlaşıyor, acılar ise istatistiklere indirgeniyor. Oysa insan hayatı hiçbir zaman rakamdan ibaret olmamalı. Nitekim Kur'an-ı Kerim’de “Kim bir canı kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur” (Maide, 32) buyurularak, insan hayatının değeri açıkça ortaya konulmuştur.
Bir başka sorun da sürekli dış güçleri suçlayarak kendi sorumluluğumuzdan kaçmamızdır. Evet, küresel sistem adaletsiz olabilir; ancak bu durum bizim hiçbir şey yapmadan beklememizi haklı çıkarmaz. Aksine, daha fazla üretmemiz, daha fazla düşünmemiz ve daha fazla dayanışma göstermemiz gerekir. Sürekli başkalarının ne yapacağını tartışmak, bizi edilgen kılmaktan başka bir işe yaramıyor. Oysa Hz. Muhammed’in(s. a. v.) “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin” hadisi, sorumluluğun ertelenemeyeceğini açıkça ifade etmektedir.
Ekonomik krizler, siyasi belirsizlikler ve toplumsal kutuplaşmalar bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. İnsanlar geleceğe dair umutlarını kaybettikçe, daha içe kapanık ve daha tepkisiz hale geliyor. Oysa umut, sadece beklemek değil, harekete geçmekle mümkündür. Nitekim Kur'an-ı Kerim’de “Bir toplum kendisinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez” (Ra’d, 11) buyurularak değişimin bireyden başladığı vurgulanır.
Ben kendi adıma, artık sadece konuşan değil, sorumluluk alan bir duruşun gerekli olduğuna inanıyorum. Küçük de olsa atılacak her adım, büyük değişimlerin başlangıcı olabilir. Belki dünyayı bir anda değiştiremeyiz, fakat bulunduğumuz yerde adaletli davranarak bir fark yaratabiliriz. Unutulmamalıdır ki, gerçek değişim büyük sloganlarla değil, küçük ama sürekli eylemlerle gerçekleşir. Eğer bugün kendimizi sorgulamazsak, yarın çok daha ağır bedeller ödemek zorunda kalabiliriz. Bu yüzden artık sadece izleyen değil, sorumluluk alan bireyler olmamız gerekiyor.
Çünkü tarih, sessiz kalanların değil, harekete geçenlerin yazdığı bir süreçtir. Bugün yaşananlar, yarının hafızasını oluşturacak ve bizim hangi tarafta durduğumuzu açıkça gösterecektir. Kendi içimizde dürüst bir muhasebe yapmadan ne bireysel ne de toplumsal olarak ilerleyebiliriz. Sürekli başkalarını eleştirmek kolaydır, zor olan aynaya bakıp eksiklerimizi kabul etmektir. İşte tam da bu noktada, samimiyet en büyük ihtiyaç haline geliyor. Eğer samimi değilsek, yaptığımız hiçbir eleştiri gerçek bir anlam taşımaz.
Aynı şekilde, birlik ve dayanışma söylemleri de pratikte karşılık bulmadıkça boş bir retorikten ibaret kalır. Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, tutarlılıktır. Söylediğimizle yaptığımız arasındaki uçurumu kapatmadıkça ne kendimize ne de başkalarına güven verebiliriz. Bu nedenle, herkesin önce kendi sorumluluk alanını belirlemesi ve orada elinden geleni yapması gerekir. Büyük değişimler, çoğu zaman küçük ama kararlı adımların birikimiyle ortaya çıkar.
Eğer gerçekten daha adil bir dünya istiyorsak, bunu sadece dile getirmekle yetinemeyiz. Hareket etmek, risk almak ve gerektiğinde konfor alanımızdan çıkmak zorundayız. Aksi halde, bugün eleştirdiğimiz düzenin bir parçası olmaya devam ederiz. Ben artık bu döngünün kırılması gerektiğine inanıyorum. Çünkü başka türlü ne adalet sağlanabilir ne de gerçek bir değişim mümkün olabilir. Sessizlik bazen tarafsızlık değil, açık bir tercihtir. Ve ben artık bu tercihin bedelini görmezden gelmeyi reddediyorum. Bundan sonra daha bilinçli, daha cesur ve daha kararlı bir duruş sergilemek gerektiğini düşünüyorum. Herkesin kendi payına düşeni yapması, belki küçük ama etkili bir başlangıç olacaktır. Çünkü değişim tam olarak böyle başlar ve zamanla büyür, kalıcı hale gelir ve bizim irademizle birlikte güçlenir.
Gazze’ye ve İran’a selam, direnişe devam!