“Bazı savaşlar tanklarla değil; petrol tankerleri, kapanan boğazlar ve boşalan market raflarıyla kazanılır ya da kaybedilir.”
“200 Dolara Petrol” sözünü bugün abartılı bulanlar, Ortadoğu’daki yangının dünya ekonomisini nasıl boğacağını hâlâ anlayamıyor. Benim kanaatime göre ABD ile İran arasında büyüyen kriz artık yalnızca askeri bir gerilim değil, doğrudan küresel enerji savaşına dönüşmüş durumdadır. Hürmüz Boğazı çevresindeki çatışmalar, tanker geçişlerindeki riskler ve karşılıklı tehditler nedeniyle petrol fiyatları sürekli yukarı yönlü baskı altında kalıyor. Son haftalarda Brent petrolün yeniden yüz doların üzerine çıkması tesadüf değildir. Uluslararası piyasalarda artık savaşın geçici değil, uzun süreli olabileceği konuşuluyor.
Ben açık şekilde düşünüyorum ki Washington yönetimi İran’ı yalnızca nükleer program nedeniyle hedef almıyor. Asıl mesele enerji yollarının kontrolüdür. ABD, Körfez’de kendi güvenlik düzenini yeniden kurmak isterken İran ise Hürmüz Boğazı’nı stratejik koz olarak kullanıyor. Dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar koridorun birkaç hafta bile kapanması, yalnızca akaryakıt fiyatlarını değil, küresel gıda zincirini, taşımacılığı ve sanayiyi de felç edebilir. Uzmanlar Hürmüz’deki aksaklıkların petrol fiyatlarını yeni zirvelere taşıyabileceğini söylüyor.
Bugün mesele yalnızca İran ile ABD arasında yaşanan klasik bir güç mücadelesi değildir. Çin, Rusya, Körfez ülkeleri ve hatta Avrupa bile bu savaşın ekonomik sonuçlarını hesaplıyor. Çünkü petrol fiyatı yükseldiğinde yalnızca enerji şirketleri kazanmıyor; enflasyon büyüyor, halk fakirleşiyor, devletler borç batağına sürükleniyor. Ben özellikle Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerin önümüzdeki dönemde çok daha ağır ekonomik baskılar hissedeceğini düşünüyorum. Elektrikten ulaşıma kadar her alan yeni zam dalgalarıyla karşılaşabilir.
Son gelişmeler, ateşkes ihtimallerinin bile piyasaları sakinleştirmeye yetmediğini gösteriyor. Bir gün diplomatik görüşme haberi geliyor, ertesi gün füze saldırıları yaşanıyor. Bu nedenle piyasalar artık açıklamalara değil, sahadaki gerçek askeri harekete bakıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz konusunda yaptığı sert açıklamalar ve İran’ın karşı hamleleri tansiyonu daha da artırdı.
Benim görüşüm şudur: Eğer bu savaş tam ölçekli bölgesel çatışmaya dönüşürse petrolün varil fiyatı yüz elli doları aşar, iki yüz dolar senaryosu ise artık ekonomik bir korku hikâyesi olmaktan çıkar. Böyle bir durumda yalnızca Ortadoğu değil, bütün dünya yeni bir ekonomik buhran dönemine girer. Tarih bize enerji savaşlarının yalnızca cephelerde değil, market raflarında, fabrikalarda ve insanların sofralarında kaybedildiğini defalarca göstermiştir.
Bugün Batı medyasında sıkça kullanılan “kontrollü gerilim” ifadesine de artık inanmıyorum. Çünkü bölgede kontrol giderek kayboluyor. israilin güvenlik politikaları, İran’ın vekil güçleri ve ABD’nin askeri yığınağı aynı anda hareket ettikçe küçük bir hata bile devasa sonuçlar doğurabilir. Özellikle enerji terminallerine veya tanker hatlarına yapılacak büyük bir saldırı, küresel piyasaları birkaç saat içinde altüst edecektir. Nitekim son aylarda petrol piyasalarında görülen sert dalgalanmalar bile yatırımcıların ne kadar tedirgin olduğunu ortaya koyuyor.
Bana göre dünyanın en büyük yanılgısı, enerji krizlerinin sadece ekonomik mesele olduğunu düşünmesidir. Oysa enerji krizleri doğrudan siyasi istikrarsızlık üretir. Yakıt pahalanınca üretim düşer, işsizlik artar, toplumların öfkesi büyür. Bugün Avrupa’da yaşanan ekonomik kırılganlık ile Ortadoğu’daki savaş atmosferi birbirinden bağımsız değildir. Eğer liderler diplomasi yerine silah dilini tercih etmeye devam ederse, “200 dolara petrol” sözü yarının acı gerçeğine dönüşebilir. Ben bu nedenle önümüzdeki aylarda yalnızca petrol fiyatlarını değil, devletlerin siyasi reflekslerini de dikkatle izlemek gerektiğine inanıyorum. Çünkü savaşlar bazen bir füze ile değil, kapanan bir boğaz, duran bir tanker ve boşalan bir market rafıyla bütün insanlığı teslim alabilir. Sessizce, derinden, acımasız biçimde ilerleyebilir. Herkes kaybeder.
Gazze’ye ve İran’a selam, direnişe devam!